Farklı zihniyete sahip oluşumların bir araya gelerek uyum içerisinde, karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı bütünleşmesine ve sorunsuz bir şekilde birlikte yaşamayı sürdürmelerine entegre olmak denir. Kimliğini, kültürünü tamamen değiştirmeye ise asimilasyon denir. Asr’ı Saadet Mekke Döneminde Ebu Cehil Hazreti Muhammed’e (S.A.V.) kurulu düzen ile entegre olmalarını istemiş ancak kabul ettirememişti. Kurulu düzene entegre olanlar asla devrim yapamazlar. Entegre olmak güzel projelerde kullanıldığı gibi kirli ve karanlık işlere için de kullanılır, Sobadaki ateş insanı ısıtır, kıvılcımı ise ormanı yakar ve küle dönüştürür. Midesinden, beyninden, gönlünden efendisine bağlı, sahibinin sesi ücretli köleler, düzenin aparatı insanlar entegre olmuş demektir. Eski İslâm Bilginleri kurulu düzene entegre olmamak için kendi elinin emeği ile yaşamayı tercih etmişler, yeri geldiğinde ‘bir lokma bir kırka’ ile yetinmişler ama inançlarından asla ödün vermemişler, zindana atılmayı hatta şehit olmayı dahi göze almışlardır. Bilge insanAliya İzzetbegoviç; “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” özdeyişi ile entegreyi çok net özetlemiştir.
ENTEGRE KARŞITLIĞI
Hakk’ı üstün tutmak, adil ekonomik düzeni kurmak, sınıfsız toplumu oluşturmak, barış ve huzuru getirmek için yalnız başına adaletli ve güvenilir olmak yeterli değildir. Birbirine kurşunla kenetlenmiş duvar gibi inançlı, bilgili, cesur, sadık, azimli insanlardan en az kırk kişinin ‘Darül Erkam Sistemini’ istemesi, aralarından liyakâtlı birini başkan seçip, sağlam ilkelere bağlı kaldığı sürece lidere sadakatlâ itaat eden, yeri geldiğinde gerekçesiyle birlikte eleştiride bulunan, çalışmaları sorgulayan, ölüm pahasına davasından ödün vermeyen özü ile sözü aynı olan yiğitler uyum yasalarına karşı ve ‘köle düzenine’ entegre olmadıkları gibi gelecek kuşaklara da şanlı destanlar bırakırlar. Bu söylemler ütopya değil tarihin süzgecinden geçerek yazılanların hatırlanmasından ibarettir. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın bir kısmı entegre olmuşlar veya asimile edilmişlerdir. Yetişkinlerde ortalama bindörtyüz gram beyin vücudu yönetebiliyorsa bir avuç şuurlu, inanmış insanlar da milyonları idare edebilir. Özgüveni olmayan insanlar, özgüveni olan öncü liderler tarafından yönetilirler. Karanlığakızmaktansa, bir mum yakmak evlâdır.
AİDİYET DUYGUSU
İnanmış kadrolar omuz omuza verdiğinde, Cenab’ı Allah ummadık yerden bir kapı açacak, her zorluktan sonra mutlaka bir kolaylık verecek, en çaresiz bir anda manevi destek kuvvetlerini gönderecektir. Mazlumların duası, yetimlerin gözyaşı, garibanların hüznü, çaresizlerin bakışları berekete dönüşecektir. Aidiyet duygusu, iyilik elçilerinin idealist dayanışması, heyecan pınarına dönüşerek motivasyonu daha da güçlendirecektir. Ahiret Günü’ne inananlar bilirler ki, “inananlar, yapmak durumunda olup da yapmadıklarından da hesaba çekilecekler” dolayısıyla kurulu köle düzeninin yerine refah, huzur ve sevinç kaynağını besleyen adil ekonomik düzende yaşamanın hazzını duyacaklardır. Güzel insanların halis niyetle attıkları her adım büyük zaferlere gebedir. İslâm tarihinde yaşanmış orijinal bir menkıbede, Mısır-İskenderiye’nin fethisırasında Ümmetin Halifesi Hazreti Ömer’ül Faruk (Radiyallahü Anh) İslam ordusu komutanına yazdığı mektupta askerlerin misvak kullanmadıkları için başaramadıklarını yazar, misvak kullandıktan sonra Cenab’ı Allah düşmanın kalbine korku salmış ve kuşatma zaferle sonuçlanmıştır.
ADALET ve GÜVEN
Sürekli köle düzenini eleştirmekle bir sonuç alınamaz. Adil düzen isteyenler en önce kendi davranışlarında adaletli olmalı, hukuku üstün tutmalı, düşmanlarına dahi güven vermelidir. Adalet mülkün temelidir. Asr’ı Saadet Mekke Dönemi’nde zengin iş insanları Ebu Cehil, Ebu leheb ve arkadaşları sevmedikleri halde güvendikleri Hazreti Muhammed’e (S.A.V.) kıymetli eşyalarını emanet olarak vermişlerdir. Hazreti Muhammed (S.A.V.) de Medine’ye hicret ederken emanetleri sahiplerine verilmek üzere çocuk yaştaki Hazreti Ali’ye (R.A.) teslim etmiş, Mekke’nin müşrikleri, bize boykot uyguladılar, zulmettiler, işkence yaptılar, malımıza ve mülkümüze çöktüler, vatanımızı terk etmemize neden oldular demediği gibi kul hakkına girmenin kötü bir davranış olduğunun mesajını vermiş oldular. İnsanlığın örnek rol modeli Hazreti Muhammed (S.A.V.) topluma kendini beğendirmek için değil, Hakk’ı üstün tutmak için cihat etmiştir. İslâm Dünyası’nın tanınmış hukukçusu İbn’i Abidin diyor ki; “Bir insanı herkes seviyorsa ona güvenmeyin, hiç kimse sevmiyorsa ona da güvenmeyin, bazıları seviyor bazıları da sevmiyorsa işte ona güvenebilirsiniz.”
STRATEJİ & VİZYON
Amaca ulaşabilmek için strateji ve vizyon kaçınılmazdır. Maratona dönüşecek, uzun soluklu bir yolculuk sevgi, sabır, bilimsel açıklama, ikna edici yaklaşımlarla hedefe odaklanmak strateji gereğidir. Muhatapların aklına ve mesleğine uygun anlatımların somut örneklerle, teknoloji destekli görsellerle açıklığa kavuşturulması isabetli vizyona dönüşecektir. Strateji ve vizyon belirlemesinde özel konumda yönetim kadrosu, geniş katılımlı şura toplantısı ve ortak akıl kuralları ile amaç hayal olmaktan çıkacak yaşanabilir bir ortama kavuşacaktır. Bilinçle hazırlanmış plân, proje ve programlar vizyona projektör olacaktır. Strateji ve vizyon ikilisinin tırmanışı, motivasyonlu organizasyon ve toplam kalite yönetimi ile başarı çıtasının yüksekte kalmasını sağlayacaktır. Bilinçli Müslümanın stratejisi Nahl Suresi 125.Ayet’i Celile’de açıklanmıştır. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et, onlarla en güzel yöntemle tartış.”
LOJİSTİK YARDIM
Cenab’ı Allah, çeşitli araçlarla lojistik yardımı emreder. Fil olayında ebabil kuşları,mağaranın girişinde örümcek, ateşin bahçeye dönüşmesi, gökyüzünden kurbanlık koçun indirilişi, Hendek savaşında rüzgâr hortumu, Mirac olayı, zemzem kuyusu, Nil Nehri’nin ikiye yarılması Cenab’ı Allah’ın lojistik yardımlarındandır.




