Venezuela devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilla Flores’un başkent Caracas’taki Başkanlık Sarayında ABD özel kuvvetleri Delta Force tarafından bir operasyonla yatağından kaldırılıp yargılanmak üzere ABD’ye götürülmeleri yeni bir “dünya düzeni”nin ilanıdır. O da ‘gücü yetenin’ dünya düzenidir.
Egemen bir devletin iş başındaki liderini uluslararası hukuk ihlal edilerek kaçırılması ancak haydutlukla açıklanabilir. Burada ABD iç hukuku da baypas edilmiştir.
Maduro’nun kaçırılma fiili, uluslararası nitelikte bir suç olduğu hukukçular tarafından belirtiliyor.
Söz konusu olan sadece bir devlet başkanının kaçırılması değil, yenidünya düzenini ABD’nin ulusal çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye yönelik hegemonik bir stratejinin hayata geçirilmesidir.
Maduro’nun kaçırılmasına gerekçe olarak uyuşturucu kaçakçılığına karışmış olduğu ve bu suçlardan Amerikan Mahkemelerince arandığı gösterildi. Ulusal mahkemelerin hazırladıkları iddianameler, bir başka ülkenin topraklarında askeri harekat yaparak şüphelileri yaka paça tutuklama hakkı vermez.
Maduro’ya yönelik operasyon uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında küresel örgütlerin acziyetini bir kez daha gözler önüne serdi.
Esasen Trump’ın milyonlarca insanın izlediği televizyon kameralarının önünde “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” demesi, gerçek niyetinin Maduro’yu devirmek olduğunu gösterdi.
Trump’ın aynı basın toplantısında Venezuela saldırısını “Monroe Doktrini’nin yeniden tesisi” olarak tanımlaması, ABD’nin 200 yıllık emperyal stratejini yeniden gündeme taşıdı.
Monroe Doktrini, 1823 yılında dönemin ABD Başkanı James Monroe tarafından Kongre’ye sunulan bir dış politika belgesidir. Doktrin, Avrupa devletlerinin Amerika kıtasında yeni sömürge girişimlerini yasakladığını ilan eder. Özetle doktrinle “Batı yarımküre Avrupa’ya kapalıdır” mesajı verildi. Ancak bu ilke, kısa sürede ABD’nin kıta üzerindeki özel nüfuz iddiasının temel dayanağına dönüştü. Kıtada tek hakim güç olmayı amaç ediniyordu.
Monroe Doktrini, ABD’nin kıta üzerindeki hegemonya iddiasının ideolojik dayanağını oluşturdu. Latin Amerika fiilen ABD’nin arka bahçesi haline geldi.
Bu kapsamda hedeflerinde altı ülkenin daha olduğunu açıkladı. Bunlar; Kolombiya, Meksika, Küba, Brezilya, Arjantin ve Honduras. İlk sırada ise Kanada ve Danimarka Krallığına bağlı Grönland.
NATO’nun kurucu üyelerinden Danimarka’ya ait olan Grönland adasını epey zamandır istiyordu. “Grönland’ı güzellikle vermezse Danimarka’nın ekonomisini çökertirim” demesi kimseyi şaşırtmadı.
Dünyanın en büyük adası olan Grönland halihazırda Danimarka Krallığı’na bağlı, kendi parlamentosu ve hükümeti olan özerk bir bölge.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, korku ve endişeye gerek olmadığını ifade ederek Grönland’ın satılık olmadığını açıkladı.
Kimi yorumlarda Trump’ın, Rusya’nın Ukrayna’da bazı toprak işgaline, Çin’in Tayvan’a yönelik bazı adımlarına göz yumabileceği iddia ediliyor. Ortak çıkar noktasının “Arka bahçelerimizin kontrolü bizim” olduğuna işaret ediliyor.
Öte yandan Trump, aynı basın toplantısında “Bizden çalınan petrol ve varlıkları geri alacağız” diyerek uzun süredir aklına koyduğu Venezuela petrollerine el koyma planını devreye soktuğunu açıklıyor ki Venezüella dünyanın en büyük petrol rezervine sahip.
Petrol ve diğer yeraltı kaynakları ABD’nin çıkarları doğrultusunda işletileceği mesajını veriyor.
Bir başka amacı Çin ve Rusya’nın Latin Amerika’da askeri veya stratejik varlık göstermesine mani olmak.
Trump, Venezuela’ya müdahale ederek belli bir ölçüde Çin’in yayılmacılığını frenleyeceğini düşünüyor. Biliniyor ki ABD’nin çekindiği tek ülke Çin’dir. Çin 44 teknolojik alanının 37’sinde Amerika’dan önde. İleri teknoloji alanlarının ötesinde, araba ve tekstilde de Amerika’nın en büyük rakibi.
Ayrıca Venezuela petrolünü en çok Çin’e satıyor. Ve Çin’le yapılan ticarette dolar kullanılmıyor.
Ve en önemlisi Amerikan ekonomisi kötü gidiyor. 36 trilyon dolar borcu var. Destekleyeceği kukla yönetim vasıtasıyla çökeceği petrol gelirleriyle ABD ekonomisine bir nefes aldırmayı düşünüyor.
Trump’ın sınır tanımayan saldırganlığı ve kendini hukukun üstünde konumlaması gösteriyor ki; bütün bir insanlık ailesi tehlikede.

Maduro’ya gelince; O bir diktatör, seçimi kaybettiği halde sonucu kabul etmedi, oy sayımı devam ederken kendini kazanmış ilan etti ve iktidarını sürdürdü.
Maduro 2013’te iktidara geldiğinde Venezuela bugünkünden çok daha müreffeh bir ülkeydi. İnsanlar ortalama olarak bugün sahip olduklarının neredeyse dört katına sahipti.
Mülkiyet güvencesi fiilen ortadan kalktı. Sözleşmelerin bir anlamı kalmadı; yargı bağımsızlığını yitirdi; seçimler bir formaliteye dönüştü. Tüm otoriter yönetimlerde olduğu gibi.
Maduro iktidarında 7.7 milyon insan baskılar sonucu ülkeden göç etmek zorunda kaldı.
Ülke genelinde binlerce insanın işkenceye maruz bırakıldığı raporlandı.
6000’den fazla insan yargısız infaz edildi.
18000 kişi siyasi nedenlerle tutuklandı.
BM raporlarına göre 757 kişi gözaltında kaybedildiği belgelendi.
2024 seçiminden sonra 100 gazeteci tutuklandı. Maduro döneminde 300 gazeteci tutuklandı. İnternet kesintileri ve sosyal medya sansürü devam etti. Muhalif liderler yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.
Maduro’nun yerine Venezuela Yüksek Mahkemesi Başkan Yardımcısı Delcy Rodrigez’i atadı. Yemin töreninde Anayasa kitapçığını Maduro’nun milletvekili oğlu, Yemin metnini okuyan ise Meclis Başkanı Abisi idi.
Bütün bu insanlık dışı uygulamalar dışardan bir devletin gelip bu kişiyi alıp götürme nedeni olamaz. Özellikle diplomatik dokunulmazlık sahibi olan devlet başkanları gibi yetkililer için bu yasaktır.
Bu tür suçlar için Adalet divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi var.
Ne var ki ülkesinde ahlaki ve hukuki meşruiyetini kaybedenler dış müdahalelere karşı zayıf ve korunaksız kalıyor.
ABD’nin böyle kolay operasyon yapabilmesi farklı senaryoları düşündürüyor. Askeri, polisi ve istihbarat servisi operasyon anında neredeydi? Niçin devlet başkanlarını korumadılar?
Venezuela ordusunun en az 400 uçaksavar, en az 5 bin omuzdan atılan roket sistemi ve 60 kadar gelişkin sabit hava savunma sistemine sahip olduğu biliniyor.
Bunların arasında 2 adet S-300, 9 adet BUK ve 44 adet pechora sistemi bulunuyor. Bir S-300, 5 BUK ve 30 pechora aktif vaziyette.
Böyle bir saldırıda onların hiç birisinin harekete geçmemesinin tek sebebi emir almış olmaları olarak yorumlanıyor.
Caracas’taki hakim görüşü, Maduro’nun içerden ihanete uğradığı veya önceden bir anlaşmanın yapıldığı şeklindedir.
Geçici cumhurbaşkanı Delcy Rodrigez ilk iş olarak Askeri Karşı İstihbarat Genel Müdürlüğü ve Cumhurbaşkanlığı Onur Muhafızları Komutanlığını yürüten Tümgeneral Javier Marcano Tabata’yi görevden azletmesi ihanet iddialarını doğrular nitelikte.
Otobüs şoförlüğünden başlayıp New York mahkemelerinde narko-terörizm suçlamasıyla yargılamaya uzanan dramatik bir yaşam.
ABD bu korsanca eylemiyle kısa vadede kazanmış görünse de uzun vadede kaybedecektir. Tüm ülkeler pozisyonlarını yeni oluşturulmaya çalışılan yenidünya düzenine göre şekillendirecekler.
NOT: Pazar günü Toplumsal Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (TEKSAM) in geleneksel kahvaltı programına katıldım. Kahvaltıya İş insanları, STK temsilcileri, basın dünyası, kanaat önderleri ve gastronomi dünyasından yoğun katılım vardı. TEKSAM Yönetim Kurulu Başkanı Talip Aksoy yaptığı konuşmada 2025 yılındaki çalışmaları hakkında bilgi verdi. Halil Hayali ve Zaro Ağa ile ilgili düzenledikleri konferansa değindi. –ki bu iki mümtaz kişilik Kürt mahallesinde pek tanınmıyor-2026’da ise Selahaddin Eyyubi ve Said Nurs-i ile ilgili etkinliklerin müjdesini verdi. Programın sonundaki Dengbej dinletisi ile Ali Asker’in seslendirdiği ‘huma kuşu’ türküsü muhteşemdi.






