Otoriter feodal toplumlarda, sivil toplum kuruluşları olarak tanınan dernek, vakıf, birlik, kulüp, parti ve benzeri örgütlerde cemaat, tarikat, aşiret, takım gibi gruplarda “vardır bir bildiği” deyimi üyeler arasında sıkca kullanılır. Yetkilinin yaptığı söylem ve eylemde bilgelik ve hikmet aranır, itiraz edenlere de “vardır bir bildiği” denir. Gözlemlerde şaşırtıcı, acayip, aykırı, nahoş, yanlış, mantıksız, yersiz, garip gibi görünse de yetkilinin “vardır bir bildiği” denilerek, kol kırılır yen içinde kalır deyimine yapışılır. Dominant topluluklarda sorgusuz ve itirazsız yöneticinin her kararına teslim olunur. İstişare ve istihare edilmeden, ortak aklın değerlendirmesi yapılmadan, en az iki kişinin görüştüğü bir konuda “vardır bir bildiği” dememelidir.
ÖRTÜLÜ ALGI
Resmin bütününü görmüş, ormanı kuş bakışı seyretmiş herkes bir bilendir. Kapalı kapılar arkasında azınlık bir ekibin aldığı karar ve yol haritasının başkaları tarafından öğrenilmesi istenmez, taraftarlara subliminal algılarla mesaj vermek yeraltı mafyasının mantığıdır. İslâm sağlam temel üzerine bina edildiğinden düşünce özgürlüğünden, sorgulamadan, eleştiriden ve saydamlıktan çekinmez, Tek bir kişiyi ilgilendiren istihare ibadeti mayones sos olarak kullanılamaz, gizli sırlar ifşa edilmez kuralı istismar edilerek çirkinlikler, günahlar, ahlâksızlıklar ve yolsuzluklar örtbas edilemez, insan ancak şerefi ve namusu için yaşar.
İSLÂMİ BOYUT
Peygâmberler masum ve günahsızdırlar (İsmet Sıfatı) ancak hata (zelle) yapabilirler. Allah dostu veliler ise korunmuştur ancak ısrar ederlerse günah işleyebilirler. İnsanın bulunduğu her ortamda hata, suç, yanlış ve günah olur. Hazreti Adem Aleyhisselam ile Havva validemiz suç işlemişlerdir. Cemaatle namaz kılarken imam yanılırsa cemaatten birileri uyarıda bulunur, namaz bitiminde yanılma secdesiyle Allah’tan özür dilenir. Sahabe’i Kiram Hazreti Muhammed’in (S.A.V.) söylemleri karşısında bu senin düşüncen mi? Allah’ın Ayeti mi? diye sorarlarmış. Camide hutbe anında Halife Hazreti Ömer’i (R.A.) sorgulayan çıkmıştır.
KİŞİSEL BOYUT
Beyin konforunu bozmak istemeyen, aklını kiraya vermiş, körükörüne şuursuzca itaat eden, mankurt ve ahmak üyelere “vardır bir bildiği” söylenir, böylece efendisinin yanlışlarını, agresif davranışlarını çevresinde savunmak pozisyonunda kalınır, hüsnü zan kürküne bürünerek tereyağından kıl çeker gibi durum kamufle edilir. Sen yanlış anlamışsın, şartlara ve zamana göre fetva değişkendir, reel politikayı hesaba katmalısın, O konjonktür gereği davranmıştır, İnşaAllah bunda hayr vardır, fitne çıkarmayın, moralleri bozmayın, efendiye dua ile itaat edin, hizmette yarışın sözleri pek yaygındır. İtiraz edenler ise dışlanır.
DOSTLUK BOYUTU
Atalarımız dost acı söyler demiş. Dost sevdiklerinin yanında durur, problem çözmede yardımcı olur. Vardır bir bildiği diyerek yöneticilerin kararlarına susmak, yanlışların çığ gibi büyümesine neden olunur. Hazreti Muhammed’in (S.A.V.) “Cihadın en erdemlisi zalim yöneticinin yüzüne karşı hakkı söylemektir.” Hadis’i Şerif’i konumuza destek olacaktır. Yöneticiyi uyarma, sorgulama, akıl yürütme ve eleştiri durumunda dışlanmayı, bedel ödemeyi göze almalıdır. Kuralsızlığı gören kişi kendi gücü oranında aksiyoner davranmalı, Donkişotluğa soyunmamalıdır. Atalarımız “İçmeyeceğin ayranı köpürtmeyeceksin” demiştir.
UZMAN BOYUTU
Araştıran, inceleyen, analizleriyle kıyaslamalar yapan, konusunda uzman, liyakâtli ve tanınmış uzmanlar bir bilen yönetici tarafından itibar görürse bir anlam ifade eder. Bunun somut ve güzel örneği Hanefi mezhebinin kurucusu İmam’ı Azam Ebu Hanifi (R.Aleyh) olmuştur. Ebu Hanifi (Rahmetullahi Aleyh) yöneticinin gölgesinde bulunmayı kabul etmemiş, doğruları söylemekten çekinmemiş, asla ödün vermemiş, hapishanede işkence görmeyi göze almıştır. İmam Serahsi, İmam Rabbani, İmam Şafii, İmam Hanbeli, İmam Maliki, Şeyh Şamil, Ömer Muhtar, Hasan el-Benna, Seyid Kutup ve niceleri istikametten sapmamışlardır.
BİR BİLEN BOYUTU
Yöneticinin yanlışlarına hatalarına çevresindekiler susarsa, yönetici güç zehirlenmesine yakalanır ve gururlu, kibirli, narsist, sadist, zalim olur. Güç zehirlenmesine yakalanmış liderler kendini vazgeçilmez, yenilmez hisseder. Eleştiren, sorgulayan karşıt düşünce sahiplerini küçümser, hakaret eder, kara listesine alır. Osmanlı Devleti’nde padişahlar, Cuma Namazı için saraydan ayrılırken, konvoyu seyreden halkı selamlar ve halk da “Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var.” tezahüratında bulunurlarmış. Yöneticiler güzel sözle, yumuşak dille ve hikmetle meramlarını anlatmalıdır. (Nahl:125, Taha:44 Ayetler)




