Gastronomi turizmi Türkiye’de her geçen gün daha da güçlenirken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehirleri bu yükselişin merkezinde yer alıyor. Milyonlarca yerli ve yabancı turist; bölgenin eşsiz mutfağını, köklü tarihini ve zengin kültürünü keşfetmek için Doğu’ya yöneliyor.
Özellikle Diyarbakır ve Mardin, son yıllarda gastronomi ve kültür turizminin en gözde destinasyonları arasında yer alıyor. Bölgedeki oteller yüksek doluluk oranlarıyla hizmet verirken, ziyaretçiler sadece tarihi yapıları değil, aynı zamanda yöresel lezzetleri de deneyimlemek için bu şehirlere akın ediyor.
Diyarbakırlı gastronomi yazarı ve danışman şef Mehmet Kudat, Diyarbakır’ın sahip olduğu potansiyelin henüz hak ettiği seviyede tanıtılamadığını belirtiyor. Kudat’a göre Diyarbakır; tarih, kültür, inanç ve gastronominin iç içe geçtiği, insanlık tarihinin en önemli coğrafyalarından biri olan Mezopotamya’nın kalbinde yer alıyor.
Kudat, tarımın, tahıl üretiminin ve hayvan evcilleştirmenin ilk örneklerinin görüldüğü bu kadim coğrafyanın aynı zamanda gastronomi tarihinin de en önemli merkezlerinden biri olduğunu vurguluyor. Özellikle Hasuni Mağaraları çevresinde ortaya çıkan arkeolojik bulguların, bölgenin insanlık tarihindeki önemini gözler önüne serdiğini ifade ediyor.
Ayrıca Malabadi Köprüsü gibi dünya çapında değer taşıyan eserlerin daha fazla tanıtılması gerektiğini söyleyen Kudat, “Mezopotamya’da tarih can buldu, gastronomi gelişti ve medeniyet kök saldı. Malabadi Köprüsü’nü, Silvan’ı ve Diyarbakır’ın eşsiz mirasını herkesin görmesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulunuyor.
Kısacası gastronomi güneşi Doğu’da doğuyor. Ancak bu güneşin en güçlü ışıklarından biri olan Diyarbakır, sahip olduğu tarihi, kültürel ve gastronomik değerlerle çok daha büyük bir uluslararası tanıtımı hak ediyor.




