tr usd
USD
0.06%
Amerikan Doları
48,46 TRY
tr euro
EURO
-0.02%
Euro
56,33 TRY
tr chf
CHF
-0.17%
İsviçre Frangı
59,75 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
-0.7%
Rus Rublesi
0,56 TRY
tr cny
CNY
0.05%
Çin Yuanı
7,22 TRY
tr gbp
GBP
0%
İngiliz Sterlini
65,62 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.08%
Euro Amerikan Doları
1,16 TRY
bist-100
BIST
-0.27%
Bist 100
14.112,89 TRY
gau
GR. ALTIN
0.01%
Gram Altın
6.860,79 TRY
tr btc
BTC
3.28%
Bitcoin
3.850.626,00 TRY
tr eth
ETH
2.21%
Ethereum
123.578,00 TRY
tr bch
BCH
2.29%
Bitcoin Cash
11.050,91 TRY
tr xrp
XRP
8.37%
Ripple
70,91 TRY
tr ltc
LTC
-0.32%
Litecoin
2.638,34 TRY
tr bnb
BNB
1.75%
Binance Coin
35.372,00 TRY
tr sol
SOL
3.39%
Solana
5.043,98 TRY
tr avax
AVAX
3.36%
Avalanche
369,63 TRY

YEMEN’DE ÜÇLÜ SATRANÇ: TÜRKİYE HANGİ HAMLEYİ YAPACAK?

featured

Ortadoğu’da artık hiçbir savaş yalnızca başladığı coğrafyanın savaşı olarak kalmıyor. Yemen bunun belki de en çarpıcı örneği. Bir tarafta Suudi Arabistan ve Körfez güvenliği, diğer tarafta Husiler ve İran, arka planda ise Çin ve Rusya’nın giderek daha görünür hale gelen çıkarları bulunuyor. Türkiye ise bütün bu denklemin tam ortasında, fakat henüz savaşın doğrudan tarafı olmayan bir aktör olarak duruyor. Asıl mesele de burada başlıyor: Türkiye Yemen’de ne yapacak ve daha önemlisi, ne kadar ileri gidecek?




MEKKE İTTİFAKI+ YEMEN +HUSİLER

İRAN + ÇİN + RUSYA

Çünkü Ankara’nın önünde birbirinden oldukça farklı iki yol bulunuyor. Birinci yol deniz güvenliği, ticaret yollarının açık tutulması, insani yardım ve diplomatik girişimler üzerinden Yemen denklemine dahil olmak. İkinci yol ise kara gücü kullanmak, Suudi Arabistan’la birlikte hareket etmek ve Husilere karşı doğrudan askeri bir pozisyon almak. Bu iki tercih arasındaki fark yalnızca askeri değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin İran, Çin, Rusya ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerinin geleceğini belirleyebilecek kadar önemli bir jeopolitik farktır.

Bugün Yemen’in Kızıldeniz kıyısında yaşanan gelişmeler bu nedenle son derece kritik bir anlam taşıyor. Husilerin Kızıldeniz’deki stratejik alanlarda ilerlemesi ve Bab el-Mendeb çevresindeki etkinliğini artırması, meseleyi yerel bir Yemen çatışmasının çok ötesine taşıyor. Çünkü Bab el-Mendeb yalnızca Yemen’in denize açılan kapısı değildir. Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin, enerji taşımacılığının ve küresel tedarik zincirlerinin önemli geçiş noktalarından biridir. Yemen’de yaşanan her askeri gelişmenin dünya ekonomisinde karşılığı olmasının nedeni de budur.

Tam bu noktada Türkiye’nin karşı karşıya olduğu soru daha da önemli hale geliyor. Ankara Yemen’e yalnızca bir güvenlik sorunu olarak mı yaklaşacak, yoksa Yemen’i Kızıldeniz, Körfez, enerji yolları ve büyük güç rekabeti bağlamında daha geniş bir jeopolitik denklem içerisinde mi değerlendirecek?

Bence Türkiye’nin vereceği cevap, önümüzdeki dönemin dış politika tercihleri açısından belirleyici olacaktır.

İran ve Çin: Aynı ittifak değil, kesişen çıkarlar

İran ile Çin arasındaki ilişkiler son yıllarda stratejik bir boyut kazandı. İki ülke 2021 yılında 25 yıllık kapsamlı işbirliği planının uygulanmasını başlattı ve bu çerçevede enerji, altyapı, ticaret ve çeşitli ekonomik alanlarda uzun vadeli işbirliği öngörüldü. Ancak İran ile Çin’in Yemen konusunda aynı saikle hareket ettiğini söylemek doğru olmaz. İran’ın Yemen’e yaklaşımında bölgesel güç dengesi, güvenlik ve ABD-Suudi eksenine karşı direnç daha belirgin bir yer tutarken, Çin açısından ticaret yollarının, enerji akışının ve deniz ulaşımının güvenliği çok daha merkezi bir öneme sahip.

Bu nedenle Çin’in İran’a yakın durması, Husilerin gerçekleştirdiği her eylemi desteklediği anlamına gelmiyor. Pekin’in Yemen politikasında oldukça pragmatik bir yaklaşım görülüyor. Çin’in 2026 yılında Husilerle doğrudan temas kurarak Kızıldeniz’den Çin bağlantılı tankerlerin güvenli geçişini sağlamaya çalışması bunun önemli göstergelerinden biri. Çin burada ideolojik bir taraf seçmekten ziyade kendi ekonomik ve ticari çıkarlarını güvence altına almaya çalışıyor.

Bu açıdan bakıldığında Çin’in Yemen konusundaki temel mesajını şöyle okumak mümkün: Bölgedeki çatışmalar ne olursa olsun, ticaret yollarının bütünüyle kapanmasını istemiyor. İran açısından ise temel hassasiyet Türkiye’nin Suudi Arabistan merkezli bir askeri güvenlik mimarisinin parçası haline gelmemesi olacaktır. Dolayısıyla iki ülkenin çıkarları birebir örtüşmese bile Türkiye’nin Yemen’de geniş kapsamlı bir savaşa girmesine yönelik ortak bir mesafe ortaya çıkabilir.

Bu durum Türkiye için aslında önemli bir diplomatik alan yaratıyor.

Türkiye Yemen’de deniz güvenliği, ticaret yollarının açık tutulması, insani yardım ve diplomatik çözüm ekseninde hareket ettiği takdirde İran’ın Türkiye’yi doğrudan tehdit olarak algılaması daha zorlaşabilir. Çin açısından da böyle bir Türkiye, Kızıldeniz’de ticaretin ve deniz ulaşımının güvenliğine katkı sağlayan bir aktör olarak değerlendirilebilir. Ancak Türkiye kara savaşına girer, Husilere karşı doğrudan ve geniş kapsamlı bir askeri operasyonun parçası haline gelirse, bu tablo tamamen değişebilir.

Türkiye’nin kara savaşı tercihi denklemi değiştirir

Türkiye’nin Yemen’de kara birlikleriyle doğrudan çatışmaya girmesi, yalnızca Husilerle savaşmak anlamına gelmez. Böyle bir tercih, İran tarafından kendi bölgesel nüfuz alanına yönelik bir hamle olarak algılanabilir. Çin ise doğrudan askeri bir çatışmanın tarafı olmayacak olsa bile, savaşın Kızıldeniz’deki ticaret ve enerji yollarını daha fazla istikrarsızlaştırmasından ciddi biçimde rahatsızlık duyacaktır.

Üstelik bu noktada Rusya faktörü devreye giriyor.

Yemen’deki denklemi İran ve Çin üzerinden okumak eksik kalır. Rusya’nın Ortadoğu’daki konumu ve İran’la kurduğu stratejik ilişki, Moskova’yı da bu satrancın önemli oyuncularından biri haline getiriyor. Rusya ile İran arasında 17 Ocak 2025’te imzalanan kapsamlı stratejik ortaklık anlaşması, iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca dönemsel çıkar birlikteliğinden ibaret olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla Rusya’nın Yemen konusunda alacağı pozisyonu değerlendirirken İran faktörünü görmezden gelmek mümkün değil.

Ancak Rusya’nın yaklaşımını “İran ne derse Rusya onu yapar” şeklinde basitleştirmek de doğru olmaz. Moskova’nın kendi jeopolitik hesabı bulunuyor. ABD’nin Ortadoğu’daki askeri ve diplomatik kapasitesinin fazla miktarda enerji tüketmesi, Rusya açısından stratejik bir avantaj sağlayabilir. Bu açıdan bakınca da İran’ın bütünüyle kaybedilmesi ise Moskova’nın Ortadoğu’daki ağırlığını pek tabi azaltabilir. Bunun yanında Kızıldeniz ve çevresindeki ticaret yollarının geleceği, Rusya’nın Asya bağlantıları ve küresel ekonomik ilişkileri açısından da önem taşıyor.

Bu nedenle Rusya’nın Yemen konusunda temel yaklaşımını bir güç dengesi perspektifinden okumak daha doğru olabilir. Moskova, Türkiye’nin bölgede ABD ve Batı merkezli yeni bir askeri üstünlüğün kurulmasına katkı sağlayacak şekilde hareket etmesini istemeyebilir. Fakat aynı zamanda Kızıldeniz’de kontrolsüz bir savaşın Rusya’nın ekonomik ve stratejik çıkarlarına zarar vermesini de arzu etmeyecektir.

Burada Hans Morgenthau’nun klasik realizmini hatırlamak gerekiyor. Devletlerin dış politika davranışlarını yalnızca ideolojik yakınlıklar değil, güç, güvenlik ve ulusal çıkar hesapları belirler. Yemen’de Rusya’nın tutumunu anlamak için de Moskova’nın hangi tarafı sevdiğinden çok, hangi güç dağılımının kendi çıkarlarına hizmet ettiğine bakmak gerekir.

Türkiye dört farklı beklentinin ortasında

Türkiye bugün Yemen konusunda birbirinden farklı dört beklentiyle karşı karşıya kalabilir. İran’ın temel kaygısı, Ankara’nın Suudi Arabistan’ın askeri uzantısına dönüşmemesidir. Çin açısından temel mesele, Kızıldeniz’in daha büyük bir savaş alanına dönüşmemesi ve ticaret yollarının açık kalmasıdır. Rusya açısından ise ABD’nin bölgedeki askeri ve jeopolitik ağırlığının sınırsız biçimde artmaması önem taşır. Suudi Arabistan ise doğal olarak kendi topraklarına yönelik saldırıların sona ermesini ve güvenliğinin korunmasını isteyecektir.

Bu dört beklentinin tamamını aynı anda karşılamak kolay değildir. Fakat Türkiye’nin avantajı da tam burada ortaya çıkıyor. Ankara, Riyad’la konuşabilen, Tahran’la ilişkisini sürdürebilen, Moskova’yla iletişim kanallarını açık tutabilen ve Pekin’le giderek gelişen ekonomik ilişkiler kurabilen bir ülke.

Dolayısıyla Türkiye’nin en önemli stratejik kapasitesi yalnızca askeri gücü değildir. Belki de daha önemli olan, aynı anda farklı güç merkezleriyle konuşabilme yeteneğidir.

Türkiye bu yeteneğini bir askeri ittifakın parçası olmak için kullanırsa hareket alanını daraltacaktır. Fakat bu kapasiteyi bölgesel diplomasi, deniz güvenliği ve siyasi çözüm için kullanırsa tam tersine etkisini artırabilir.

Türkiye’nin asıl gücü asker göndermek değil, taraflarla konuşabilmek

Türkiye’nin Yemen konusunda yapabileceği en stratejik hamle belki de askeri kapasitesini kullanmak değil, diplomatik kapasitesini kullanmaktır. Ankara’nın Riyad’la konuşabilmesi kadar Tahran’la konuşabilmesi, Moskova’yla ilişkilerini sürdürebilmesi ve Çin’le ekonomik ilişkilerini geliştirebilmesi önemli bir avantajdır.

Yemen gibi çok aktörlü bir çatışmada bütün tarafların güvenebileceği bir aktör olmak kolay değildir. Ancak Türkiye’nin geçmiş yıllarda farklı bölgesel aktörlerle aynı anda ilişki kurabilmiş olması, Ankara’ya bu açıdan önemli bir hareket alanı sağlayabilir.

Edward Said’in Şarkiyatçılık üzerinden yaptığı eleştiriyi de burada hatırlamak gerekiyor. Ortadoğu’yu yalnızca dışarıdan tanımlanan güvenlik sorunları, radikal örgütler, mezhep çatışmaları ve tehditler üzerinden okumak, bölgenin kendi toplumsal ve siyasal gerçekliğini görünmez hale getirebilir. Yemen’i yalnızca “İran destekli Husiler” ve “Suudi Arabistan’ın güvenliği” arasındaki bir mücadele olarak görmek de benzer bir indirgemeciliğe yol açar.

Yemen’in kendi tarihi, toplumsal yapısı ve siyasal aktörleri vardır. Dolayısıyla Türkiye’nin yapması gereken yalnızca iki büyük bölgesel aktör arasında taraf seçmek değil, Yemen’de siyasi çözümün koşullarını yaratabilecek bir diplomatik zemin oluşturmaktır.

Arrighi’nin penceresinden Yemen

Giovanni Arrighi’nin tarihsel kapitalizm yaklaşımı ise Yemen meselesine daha geniş bir perspektiften bakmamıza yardımcı olabilir. Çünkü Kızıldeniz’de yaşananlar yalnızca askeri güçlerin çatışması değildir aynı zamanda dünya ekonomisinin dolaşım yolları üzerinde yaşanan bir mücadeledir.

Enerji taşımacılığı, limanlar, deniz ticareti, sigorta maliyetleri, tedarik zincirleri ve petrol fiyatları Yemen’deki gelişmelerden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenebilir. Bu nedenle Bab el-Mendeb’de yaşanan bir askeri gerilim, binlerce kilometre uzaktaki ekonomileri dahi etkileyebilir.

Bir geminin rotasını değiştirmesi, taşımacılık maliyetlerinin yükselmesine, sigorta maliyetlerinin artması, ürün fiyatlarının yükselmesine, enerji taşımacılığındaki risklerin büyümesi ise küresel piyasalarda yeni dalgalanmalara neden olabilir.

Dolayısıyla Yemen artık yalnızca bir dış politika meselesi değildir. Aynı zamanda ekonomi, enerji, ticaret ve Türkiye açısından doğrudan ulusal güvenlik meselesidir.

Arrighi’nin perspektifinden bakıldığında Bab el-Mendeb’in önemi daha iyi anlaşılır. Küresel kapitalist sistemin tarihsel gelişiminde ticaret yolları ve stratejik geçiş noktaları, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi gücün de önemli unsurları olmuştur. Bugün Kızıldeniz’de yaşanan mücadeleyi bu tarihsel çerçeveden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.

Mekke İttifakı’nın sınırı nerede?

Türkiye’nin Suudi Arabistan’la ilişkilerini geliştirmesi kendi başına sorun değildir. Ankara’nın Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınaması da zaten mevcut dış politika çizgisinin bir parçasıdır. Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanlığı 8 Eylül 2026’da Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını kınayarak Suudi Arabistan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğini yineledi.

Ancak burada diplomatik destek ile savaşın doğrudan tarafı olmak arasındaki farkı korumak gerekir.

Türkiye Suudi Arabistan’ın güvenliğini savunabilir fakat bu, Yemen’de Suudi Arabistan adına savaşması anlamına gelmemelidir. Türkiye Kızıldeniz’de deniz ticaretinin güvenliğini savunabilir fakat bu, Yemen topraklarında kapsamlı bir kara operasyonuna girmesini gerektirmez. Türkiye Husilerin saldırılarını kınayabilir fakat bu da Yemen’deki bütün siyasi aktörlerle konuşma kapasitesini kaybetmesi anlamına gelmemelidir.

Diplomasinin gerçek sınavı tam da burada başlar.

Çünkü devletler yalnızca dostlarıyla konuşarak diplomasi yapmazlar. Diplomasi, aynı zamanda karşı tarafla konuşabilme kapasitesidir.

Türkiye bu dengeyi kurabilir mi?

Bence kurabilir. Hatta Türkiye açısından en rasyonel seçeneklerden biri budur. Fakat bunun için Ankara’nın yalnızca “askeri güç kullanabilen ülke” olmanın ötesine geçmesi ve gerektiğinde askeri gücünü kullanabilecek kapasiteye sahip olmakla birlikte, diplomatik gücünü ondan önce devreye sokabilmesi gerekir.

Türkiye’nin Yemen politikasının ana ekseni deniz güvenliği, ticaret yollarının açık tutulması, insani yardım, diplomatik temas ve siyasi çözüm üzerine kurulabilir. Böyle bir politika Ankara’nın Suudi Arabistan’ın güvenlik kaygılarını görmezden gelmesini gerektirmez. Aynı şekilde Husilerin saldırılarını meşrulaştırmayı da gerektirmez. İran’ın bölgesel etkisini kabul etmek de İran’ın bütün politikalarını desteklemek anlamına gelmez.

Asıl mesele bütün bu gerçeklikleri aynı anda görebilmektir.

Türkiye’nin Yemen’de geniş kapsamlı bir kara savaşına girmesi ise bu diplomatik alanı ciddi biçimde daraltabilir. Ankara bir tarafın askeri ortağı haline geldiği anda diğer taraflarla kurabileceği iletişim kanallarının önemli bir bölümünü kaybedebilir. Oysa Türkiye’nin sahip olduğu en değerli jeopolitik avantajlardan biri, farklı güç merkezleriyle aynı anda konuşabilmesidir.

Sonuçta mesele Yemen değil, Türkiye’nin konumudur

Bugün Yemen’de yaşananlar bize aslında Yemen’den çok daha büyük bir soru soruyor: Türkiye, 21. yüzyılın değişen güç dengeleri içerisinde kendisini nasıl konumlandıracak?

Türkiye yalnızca ABD’nin veya Körfez’in güvenlik mimarisinin bir parçası mı olacak? İran’a karşı konumlanan bir askeri blokta mı yer alacak? Çin’le ekonomik ilişkilerini sürdürürken askeri olarak başka bir eksene mi bağlanacak? Rusya’yla stratejik denge arayışını sürdürebilecek mi? Yoksa bütün bu güç merkezleriyle aynı anda konuşabilen, kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bağımsız bir bölgesel aktör olmayı mı tercih edecek?

Bence Türkiye’nin cevabı sonuncusu olmalıdır.

Çünkü İran’ın Türkiye’den beklentisi savaşın genişlememesi, Çin’in temel kaygısı ticaret yollarının açık kalması, Rusya’nın önceliği bölgesel güç dengesinin ABD lehine bütünüyle değişmemesi, Suudi Arabistan’ın beklentisi ise güvenliğinin korunmasıdır.

Türkiye bütün bu beklentileri aynı anda karşılayamayabilir. Fakat bu beklentiler arasındaki farklılıklardan kendisine geniş bir diplomatik alan yaratabilir.

Bunun yolu ise Yemen’e asker göndermekten önce Yemen’de söz söyleyebilen bir Türkiye yaratmaktır.

Çünkü Ortadoğu’da gerçek güç yalnızca füze menziliyle veya asker sayısıyla ölçülmez. Bazen gerçek güç, savaşan iki tarafın da sizinle konuşmak istemesidir.

Türkiye’nin Yemen’deki en büyük stratejik avantajı belki de tam olarak budur.

İran’ın “Türkiye Suudi Arabistan’ın askeri uzantısına dönüşmesin” şeklindeki kaygısı ile Çin’in “savaş ticaret yollarını bozmasın” yaklaşımı, Türkiye için aslında bir diplomatik alan yaratıyor. Rusya’nın da bölgesel güç dengesinin tamamen değişmesine yönelik hassasiyeti hesaba katıldığında Ankara’nın önünde askeri bir tercihten çok daha geniş bir manevra alanı olduğu görülüyor.

Türkiye bu alanı savaş için kullanırsa Yemen savaşının taraflarından biri haline gelir.

Diplomasi için kullanırsa bölgesel denklemin önemli aktörlerinden biri haline gelebilir.

İşte Türkiye’nin Yemen sınavı tam olarak burada başlıyor.

Türkiye Yemen’de bir ordunun parçası mı olacak, yoksa yeni Ortadoğu düzeninde kendi stratejik aklını kurabilen bir aktör mü?

Bence asıl soru budur.

Sonuç olarak;

Yemendeki satranç taşlarını doğru kullanmak gerekir. bir ucu ateş, bölgesel savaş

bir ucu barış ve ekonomidir

Türkiye, Yemende deniz ve kara üssü kurmalıdır.

Türkiye Yemende olmalıdır ve Yemen’in toprak bütünlüğünü savunmak politikamız olmalıdır.

Av. Mesut Değer | 22. Dönem Diyarbakır Milletvekili

YEMEN’DE ÜÇLÜ SATRANÇ: TÜRKİYE HANGİ HAMLEYİ YAPACAK?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.