Şer ket deşta qendome
Mino golê gamêşa
Şûr ji kalanî kêşa
Şîna me û wana j, mêja
Geliyê Tiyarê kûre
Herê b, Evdîşo
Şeşxana lûre lûre
Dünya savaşında büyük güçlerin ülkeleri istedikleri gibi dizayn etmeye çalışmaları projesi içerisinde Nasturiler üzerinde de yoğun bir rekabet vardı. Bir taraftan Osmanlının Kürtleri Nasturilere karşı kışkırtması ve diğer taraftan İngiliz, Fransız ve Rusların Ermenilerle birlikte bulundukları bu coğrafyada inanca dayalı bir devletin kurulması yolunda verilen sözler ve bu perspektifte geliştirilen ilişkiler, retorikler. Ermeniler tamamen Rusların politikalarına teslim olurken, kendilerini sahipsiz gören Nasturiler bu çabalara destek vererek varlıklarını korumaya çalıştılar. Osmanlının kışkırtması, yabancı güçlerin antlaşmalardan cesaret alarak, bölgede kurdukları ilişkiler, tahrikler bölgenin çok yönlü acılar çekmesine meydan verdi. Ruhani lider olarak Mar Şemun’un kurmuş olduğu ilişkiler, misyonerlerin Kürtleri tahrik edecek faaliyetleri kaçınılmaz olarak Nasturilerle Kürtleri karşı karşıya getirdi. Daha önceleri sorunsuz bir şekilde bir arada yaşayan Kürtler, Ermeniler ve Nasturiler yabancı güçlerle birlikte Osmanlının tahrikleri neticesinde birbirlerini imhaya yöneldiler. Üzerlerindeki yoğun baskılar neticesinde sarp dağlara sığınan Nasturiler, savaşçıları sayesinde imha olmaktan kurtulabilmişlerdir. Misyonerlerin tahrikleri neticesinde, patrik sürekli olarak farklı bir otoriteye bağlanmak zorunda kalmıştır.
Elkoş ve Diyarbakır patriklikleri 1830’da birleşmiş, tamamen Roma’ya verilmiştir. Beyti Ebevi ailesinin patrikliği Hakkâri/Koçanis’daki Şem’uniler arasında devam etmiştir. Hakkâri’de Hıristiyan Varlığı ve Abuna Ailesinin Koçanis’e Yerleşmesi Nestûrî kaynakları, Hakkâri’deki Hıristiyan varlığı patrikliğin bölgeye yerleşmesinden çok öncesine dayanmasına rağmen Koçanis’taki varlığıyla birlikte daha fazla duyulmaya başlandı.
Buradaki Hıristiyan varlığı esas olarak Moğol ve Timur dönemlerinden sonra dağılma ve gerileme sürecine giren kilisenin varlığını devam ettirmek için Musul- Van- Urmiye arasındaki dağlık alana sığınmaya başlaması ile görünür hale gelmeye başlamıştır. Hakkâri- Yüksekova- Çukurca üçgeninde bulunan derin vadilerde ve dağ yamaçlarında aşiretler halinde kümelenmiş Nestûrîlerin varlığı ile ilgili ilk bilgiler Şerefname’de (1597) geçmektedir.
Hakkâri bölgesindeki Hıristiyanlar “Mesihi” olarak isimlendirilmekte ve Hakkâri ile Bahdinan (İmadiye) emirleri arasındaki savaşlarda Hakkârili aşiretler ile beraber hareket ettikleri nakledilmektedir. Husrova/Urmiye’de patriklik yapan ve kısa bir süreliğine Koçanis’ı patriklik merkezi olarak kullanan Mar Eşai Şemʿun (1638–1653) ölmeden kısa bir süre önce Roma’ya yazdığı mektupta kendisine bağlı olan bölgelerden bahsederken Çölemerik, Berwar, Gever, Cilo, Baz, Dasın, Tıxuma, Tiyari gibi Hakkâri bölgesinde bulunan yerleşim yerlerinin isimlerini zikretmiştir. Elkoş ve Diyarbakır’daki patriklikler Osmanlı Devleti’nin idari yapısı içerisinde yerlerini almışlar ve devletle olan ilişkilerini Ermeni Kilisesi üzerinden yürütmüşlerdir. Ancak Koçanis’te faaliyet gösteren Nestûrî Patrikliği XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar Osmanlı Devleti’nin idari sistemi içerisinde yer almamış, hatta devletin bu patrikliğin varlığından bile haberi olmamıştır. Hakkâri emirleri tarafından hükümet ve yurtluk- ocaklık şeklinde yönetilen bu bölgede, Osmanlının memurları olmadığı için doğrudan Hakkâri beylerine tabi olmuş, vergi ve cizyelerini onlara vermişlerdir. Cizre emiri Bedirhan Bey’in Nestûrîlere yönelik askerî harekâtlarından sonra Osmanlının gündemine girmiş ve bu tarihten itibaren “Nestûrî Taifesi” veya “Nestûrî Milleti” şeklinde Osmanlı yazışmalarında görünmeye başlamışlardır. Nestûrî Patriği ise Nestûrîlerden sorumlu resmi bir görevli olarak görülmüş ve kendisine maaş bağlanmıştır. Patrik unvanı yerine “Nestûrî Reis-i Ruhanisi” olarak tanımlanmıştır. Osmanlı Devlet Salnamelerinde Nesturi Patrikliğine hiç yer verilmemiştir.
XIX. yüzyılın başlarından itibaren Nestûrîler arasında faaliyetlerine başlayan batılı misyonerlerin faaliyetleri iki dönemde yoğunlaşmıştır. Bunlardan ilk dönem 1830-1850 yılları ve ikinci dönem ise 1880-1914 yılları arasına tarihlenmektedir. Aradaki fasıla Bedirhan Bey’in Nestûrîlere yönelik harekâtı neticesinde ortaya çıkan güvenlik endişesine dayanmaktadır. Ancak Berlin Antlaşması (1878) ile Hıristiyanların bulunduğu eyaletlerde ıslahat yapılacağının kabulü ile ikinci dönem misyonerlik faaliyetleri yeniden başlamıştır. Urmiye, Musul ve Van’da kurulan misyonerlik merkezleri üzerinden Nestûrîler arasında yoğun çalışmalar başlamıştır. Urmiye Nestûrîleri genel olarak Rusya himayesinde Ortodoks Mezhebine geçerken İngiliz ve Amerikan Protestan misyonerleri ile Roma Katolik misyonerleri Hakkâri Nestûrîleri üzerinde kıyasıya bir mücadeleye girişmişlerdir.
İngiltere Canterbury Başpiskoposluğunun Urmiye’de “Arcbishop of Canterbury’s Asyrian Misssion” isimli bir merkez kurması ve William Henry Browne’u Koçanis’a yerleştirmesiyle bir adım öne geçmiştir. Bu misyoner 1886’dan 1913 yılına kadar Koçanis’ta çalışmalarını yürütmüştür.
Osmanlı Devleti; bölgedeki yabancı misyonerlerin faaliyetleri ve patriğin onlarla ilişkisi, Kürt- Nestûrî çatışmaları ve Berlin Antlaşması’ndan sonra büyüyen Ermeni olayları karşısında bir Nestûrî Meselesinin ortaya çıkmaması için çeşitli tedbirlere başvurmuştur.
Hakkâri’de merkezi otoritenin sağlanması için idari yapılanmada bazı değişiklikler yapılmış, patriğe maaş bağlanmış ve çeşitli nişanlarla taltif edilmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen yabancı misyonerler ve devlet temsilcileri ile çalışmalarını devam ettirmiştir. Bazı yazışmalarının ele geçirilmesi, onu, Osmanlı Devleti nezdinde daha da şüpheli bir hale getirmiştir. Mart 1891’de Van’dan gönderilen bir yazıya göre Urmiye Ermenileri tarafından Mar Şem’un’a gönderilen bazı evraklar Bajêrge’de (Esendere) ele geçirilmiştir. Yine Eylül 1892’de kendisi tarafından yazılıp bazı Nestûrî meliklerine (ağalarına) gönderilmiş mektuplar yakalanmıştır. Bu mektuplar patriğin amcaoğlu Nemrud tarafından çevrilmiş ve Van Valisi Bahri Bey tarafından Bab-ı Âli’ye gönderilmişlerdir. Bahri Bey, Nemrud Efendi’nin devlete sadık bir adam olduğunu ifade ederek Hakkâri mutasarrıfı Ali Rıza Bey tarafından onun ve Tiyari Aşireti Reisi Melik İsmail’in Osmanlı namına kazanılmış olduklarını aktarmaktadır. Buna göre Nestûrîler; Nemrud ve Mar Şem’un taraftarları şeklinde ikiye ayrılmıştır. Mar Şem’un, mektubun kendisine ait olduğunu inkâr etmiş fakat yapılan tahkikat sonucunda ona ait olduğu kesinlik kazanmıştır. Mahallî idare, Hakkâri sancak merkezinin Elbak (Başkale) olmasına ve güç kullanılarak yakalanmasının menfî etkilere mâtuf olmasına binaen temkinli davranmıştır. Tiyari Meliki İsmail’in, valinin yanına gelerek hükümetin emirlerine itaat göstermesi Mar Şem’un’u oldukça kızdırmıştır. Tiyar’e giden patrik, Melik İsmail’i köyden kovmuş ve aforoz etmiştir. Bu duruma kızan Melik İsmail de Koçanis’te bulunan Amerikan misyonerinin kendisine 15 Eylül 1892’de gönderdiği 26 24 Ağustos 1886’da Mar Şem’un Ruel, Elbak idare azasından Şeyh Hamid’in hükümet dairelerine kendi adamlarını yerleştirmesinden dolayı kendilerine haksızlık yaptığına dair şikâyette bulunmuştur.
Mar Şem’un daha yakalanıp mahkeme edilmeden bu sefer Rusya’ya gönderilmek üzere birkaç sene evvel yazıp göndermediği bir mektubu Ocak 1893’te ele geçirilmiştir. Mektupta Rusya Devleti’nin himayesine girmek talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. Bütün bunların üzerine oldukça zor durumda kalan Mar Şem’un Ruel, mahkeme edilmek üzere Elbak’a geleceğini hükümet yetkililerine bildirmiş ve Temmuz ayında teslim olmuştur. Elbak’a gelen patrik, hakkındaki şüpheleri gidermek için buradaki Osmanlı askerlerine para dağıtmak istemiştir. Patriğin özellikle 93 Harbi’nden sonra bölgede etkinliğini artıran Rusya ile Ermeni olayları bağlamında birtakım kazançlar elde etmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti durumun nezaketine binaen patriğe ceza vermeyi uygun bulmamış, bunun yerine çeşitli uyarılarda bulunulmuştur. 15 Temmuz 1893’te affedilmesini isteyen bir telgraf göndermiş, 18 Temmuz 1893’te bu defalığına affedildiği belirtilmiş ve ardından devlete olan bağlılığını sağlamak için maaş ve bir nişan ile taltif edilmiştir. Van Valisi Bahri Bey, Nestûrîler ile ilgilenmiş ve özellikle Mar Şem’un’un faaliyetlerini izlemiştir. Fakat bütün bunlara rağmen patrik, Ruslar ve İngilizler ile ilişkilerini devam ettirmiştir.
Normalde Nestûrî cemaatinin sorunları ile ilgilenmek Mar Şem’un’un görevi iken bu görev, açıkça ona karşı gelen Nemrud’a tevdi edilmiştir. Nemrud desteklenmekte ve bu da nahoş olayların ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir. Mahallî meclis, Nestûrî nahiyeleri meclislerinden her birinde Nestûrî bulunacak surette cânibi hükümeti seniye tarafından oluşturulmuştur.
İngiltere, patriğin taleplerini Osmanlı hükümetine bildirmiş ve hükümet de Bahri Bey’den değerlendirmesini istemiştir. Bunun üzerine Bahri Bey; “Nestûrîlerin meclis-i ruhanileri olmayıp onların dini işleri, reis-i millet olan Mar Şem’un tarafından, ilgili din adamları vasıtasıyla idare edilmekte olduğundan bizim Meclis-i Ruhani seçimlerine müdahale etmek gibi bir durumumuz olmamıştır”41 diye cevap vermiştir. Vali, Mar Şem’un’un dini işler ile meşgul olmasına kimsenin karışmadığını ancak politika ile ilgilenmesine müsaade edilmediğini ifade etmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen tam anlamıyla Browne ile Mar Şem’un’un Osmanlı Devleti’ne karşı olan faaliyetleri durdurulamamıştır. Nitekim vali, Bab-ı Âli’ye gönderdiği yazılarda Browne’nin faaliyetlerini etraflı bir şekilde aktarmıştır.

