tr usd
USD
0.06%
Amerikan Doları
48,46 TRY
tr euro
EURO
-0.02%
Euro
56,33 TRY
tr chf
CHF
-0.17%
İsviçre Frangı
59,75 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
-0.7%
Rus Rublesi
0,56 TRY
tr cny
CNY
0.05%
Çin Yuanı
7,22 TRY
tr gbp
GBP
0%
İngiliz Sterlini
65,62 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.08%
Euro Amerikan Doları
1,16 TRY
bist-100
BIST
-0.27%
Bist 100
14.112,89 TRY
gau
GR. ALTIN
0.01%
Gram Altın
6.860,79 TRY
tr btc
BTC
-0.55%
Bitcoin
4.211.661,00 TRY
tr eth
ETH
-0.88%
Ethereum
134.269,00 TRY
tr bch
BCH
27.69%
Bitcoin Cash
16.740,78 TRY
tr xrp
XRP
2.86%
Ripple
76,95 TRY
tr ltc
LTC
0.42%
Litecoin
3.055,43 TRY
tr bnb
BNB
-2.49%
Binance Coin
38.326,00 TRY
tr sol
SOL
-1.16%
Solana
5.763,01 TRY
tr avax
AVAX
-2.13%
Avalanche
539,31 TRY

Yeniden Millî Mücadele Hareketi Üzerine Özet Bir Okuma

Yeniden Millî Mücadele hareketini 1970’li yıllarda tanımıştım. Derneklerimiz karşı karşıyaydı, birçoğuyla tanışıyordu. Kimi zamanlar konuşurduk, ama sadece kendileri konuşurdu. Konuşmaları bitince de beklemeden, konuşmanıza fırsat vermeden giderlerdi. Süreç içerisinde defalarca bunu yaşadık. Belli metinleri ezberliyor ve her defasında onları makineli tüfek gibi otomatiğe bağlayıp işleri bitince gidiyorlardı. İslami kesimden gelen itirazlara, sağcı kesimlerin anlayış bulanıklıklarını eleştirerek cevap veren Aykut Edibali dergisinin 16. sayısında “en ideal propaganda eleştirileri görmeyen tekrardır” anlayışıyla zihniyetini dayatması ve sağcılığı savunuyor olması nasıl bir anlayış içerisinde olduklarının özetiydi. Elbette, olayın perde gerisinden haberdar olmayan kendisini yetiştirmiş seviyeli güzel arkadaşlar da vardı. Şimdi… Son günlerde Melih Gökçek’in siyah gözlüklerle ağzında sakızla, “ülkenin efendileri biziz!” hatırlatmasını yaparcasına ifadeye gitmesi onun Yeniden Milli Mücadele rahlesinden geçmiş olmasını yeniden gündeme getirdi.

Melih Gökçek, Hizbu’t-Tahrir hareketinin düşüncelerinin millileştirilmiş haliyle oluşturulan Yeniden Milli Mücadele rahlesinden geçmiş bir kişilik olarak da anılmaktadır. Bu oluşumun sıradan bir düşünce ekolü olmadığını serüveninden anlayabiliyoruz. Yeniden Millî Mücadele hareketinin öncülerinden, 1942 yılında Afyon Sandıklı’da doğan Aykut Edibali’nin fikirlerinin ilk olgunlaşmasında Afyon Lisesi’nde görev yapan Fransızca öğretmeni Edip Bey çok etkili olmuştu. Lise yıllarında arkadaşları ile birlikte Afyon’da Hizbu’t-Tahrir’in ders halkaları çalışmalarına katılıyordu. İslami mahfillerde şaşırtıcı gündemler açan Hizbu’t Tahrir teşkilatının Afyon’da başlattığı bir “halka çalışması”na bazı arkadaşlarıyla giren Aykut Edibali, Milli Mücadelede Kadroların Vazifeleri adlı kitapta “halka çalışması”nın ismi “Kültür Birliği”dir ve en az üç en çok yedi kişi ile gerçekleştirilir. Yeniden Milli Mücadele kültürünü oluşturan metinlerin yazımında bu halka çalışmalarında edindiği broşür, kitap ve görüşlerden oldukça yararlanmış, aynı şekilde İstanbul’da bulunan milliyetçi mukaddesatçı çevrelerle ile irtibata geçmişti. İsmet İnönü’nün genç yaşta emekli ederek ordudan uzaklaştırdığı eski asker Ziya Uygur’un 5–6 yıl verdiği seminer çalışmaları sonunda hareketin oluşması için şartlar hazır hale gelmişti. Onun İslamcı ve milliyetçi fikirlerinden etkilenen gençler “Mücadele Birliği” derneğini kurdu. Bu sebepten dolayı “İhtilaller ve Siyonizm” kitabının yazarı eski asker Ziya Uygur için Aykut Edibali’nin başını çektiği Mücadelecilerin doğrudan fikir babası, akıl hocası denildi.

İlk elde ulusalcılık, batıcılık, laiklik samimi olarak dışlanıyordu, din ile kavmiyetin et ile tırnak gibi olmadığı, ırkçılığın ilk savunucusunun şeytan olduğu vurgulanıyordu; ama yine de Türk milletinin İslam’ın kılıcı olduğu, Osmanlı Devleti’nin İslam devleti olarak üç kıtaya hükmetmesi, mevcut devletin ele geçirilmesi gerektiği gibi düşünceler; ulusal sınırların, ulusal simgelerin ön plana çıkartılması, Türk-İslamcı yazarların tabii müttefikler olarak görülmesi ulusal duyguları okşayan ve canlı tutan eşik aralıklarıydı. Artık “Millet İdeolojisi”nin İslam; “millet” kavramının ümmet olduğuna inandırılan kadrolar, “sağ”ın da Tevhid olduğuna inanabilirlerdi, Zira hareketin fikri lideri şöyle diyordu: “Sol ve sağ ayrımını, sosyal sistemlerin farklılığına değil; insan, kainat, hayat telakkisi ve düşünce metoduna bakarak yapmak gerekir. Bu tespitler kadrolara yaptırılan özel çalışmalarda analiz edilecektir. Ve küfrün tek millet olduğu vurgusu İlmi Sağ sistematiği içinde küfrün solculuk olduğu şeklinde iyice özümlettirilecektir.” Erbakan hocanın her defasında buna benzer bir açıklama ile “Millilikten kastımız şeriatçılıktır” demesinin kaynağı da bu olsa gerek. Aynı şekilde o dönemin ders halkalarında sürekli olarak “ABD’nin ehli kitap ve sağcı, Kuran’a göre Müslümanların da sağcı oldukları” vurgusu yapılıyordu.

1964 senesinde Afyon’da kültür faaliyeti yürüten Aykut Edibali ve Yavuz Arslan Argun’un, Konya’da faaliyet gösteren Necmettin Erişen, İrfan Küçükköy, Mevlit Baltacı, Kemal Yaman, Mevlit Faruk İslamoğlu, Ziya Yürekli, Hasan Elmas ve Mehmet Aydın grubu ile yakın düşüncelere sahip olduklarının anlaşılması üzerine hareketin temelleri atılmıştır. 1967 senesinde harekete “Mücadele Birliği” ismi verilmiş, 4 Ekim 1976 Konya’da Tarihi Karar Mitingi Milli Mücadelecilerin kodlarının ilk olarak görünür olduğu bir miting olarak tarihe geçmişti. Konya’da düzenlenen “Milli Mücadele Mitingi”nde artık “Yaşasın Milli Ordu”, “Yaşasın Milli Devlet” diye bağırılmaya başlanarak açıkça ulusal endişeler dillendirilmeye başlanmıştı. Bu noktadan sonra, Osmanlıdaki sürecine uyumlu bir şekilde İslamcılık ile ulusalcılık iç içe geçirilmeye başlanır.

İslamcılıktaki belirsizliğin, tutarsızlığın temelinde bu düşüncelerin büyük etkisi olmuştur. Yeniden Milli Mücadele eğitimi için, ders halkaları başta olmak üzere her imkandan istifade ediliyordu. O dönemde Selçuklulardan kalma Sahip Ata Camii bir nevi illegal teşkilat ve eğitim merkezi gibi kullanılıyordu; ama bu aktiviteyi organize edenlerin önde gelenlerinden ve aynı camii’nin imamı Necmettin Erişen, devrin ünlü Konya Müftüsü Tahir Büyükkörükçü’nün hışmına uğruyor ve “Kadızadeler” yaftasıyla iki-üç defa sürgüne yollanıyordu.

Yeniden Millî Mücadele olarak da anılan Mücadele Birliği, 1960’lı yılların sonlarında İslamcı, anti-komünist ve milliyetçi öğrenciler tarafından başlatılan Hizbu’t-Tahrir radikal düşüncelerinden beslenen aşırı sağcı bir siyasi harekettir. Üyeleri, toplumda “mücadeleci” olarak anılırdı. Yeniden Millî Mücadele Hareketi, Türkiye’deki mevcut düzenin, “Judeo-Grek menşeili kapitalist sistem” olduğu düşüncesiyle kapitalizm, komünizm ve siyonizm’e karşı “İslam düşüncesini” hakim kılma mücadelesini verdiklerini dillendiriyorlardı. Toplumsal sorunların çözümü için, entelektüel bir bakış açısı geliştirmek ile Türk-İslam kültürünün derinliklerine inmenin sorunları çözmede etkili olacağını, bu kültürü oluşturan parametreleri sistematik biçimde inceleyerek sorunlara alemşümul yanıtlar verebilen bir aksiyon kılavuzu geliştirmenin dünyadaki sorunları çözmede de örneklik teşkil edeceğini savunuyorlardı.

Hareketin kurucularından İrfan Küçükköy hareketin kuruluşunu Ellinci Yılımız adıyla yayımlanan yazısında şu şekilde anlatmıştır:

“Bu hareket, Hukuk Fakültesinde okuyan, yirmi iki yaşında iki gencin, Aykut Edibali ve Yavuz Aslan Argun’un, İhsan Ramiz Bayram aracılığıyla, “birlikte mücadele etmeye”, aynı yaşlardaki biz Konyalıların davetiyle, görüşmelerden sonra bizim azimli, içten, umutlu kararımızla başlamıştır. Bunlar, ben İrfan Küçükköy, Mevlit Baltacı, Mustafa Alptekin(aktif olmadı), Kemal Yaman, Mevlit Faruk İslamoğlu, Hasan Elmas, Mehmet Aydın (İlk senelerde ayrıldı) idik. Aynı yıl içinde bize, talebesi Ali Erdoğan aracılığıyla Seyyit Ahsen hoca dahil oldu. Bir sene içinde Konya’dan Necmettin Erişen harekete katıldı ve Adana’yı Konya’ya taşıdı. Gaziantep’te lise öğrencisi iken harekete dahil olan Melih Gökçek, Üniversite’yi kazanmasıyla Ankara’ya geldi, rehberliğe başladı. İstanbul’da Yılmaz Karaoğlu ve başka illerde, başka genç önderler dahil oldular. Böylece hareket başladı.”

Yine hareketin kurucularından olan Necmettin Erişen bu dönemi şöyle açıklar:

“Milli Mücadele başlangıç itibarıyla İslam’a gönül vermiş arkadaşlar tarafından kurulmuştur. Bu arkadaşlar hem ibadi, hem fikri, hem siyasi olarak İslam öğretilerine göre yaşamaya azmetmiş arkadaşlardı. İslam’ı anlamak ve anlatmakla kendilerini görevli sayıyorlardı. Komünistlerin hücre, masonların loca faaliyetleri vardı. İslam’ı yozlaştırma amacını güden birçok kulüpler, gizli ve açık faaliyet gösteriyorlardı. Türkiye’de İslam’a düşman devletlerin ajanları faaliyet gösteriyorlardı. Türkiye’de insanların İslam’dan uzaklaşabilmeleri için birçok gayret gösteriliyordu. Bunların önüne çıkabilecek ve onlardan çok daha güçlü olabilecek bir faaliyetin yapılmasının gerekliliğine inanıyorduk. Muhammed küfrün göbeğinde, çok daha azgın olan insanların arasında nasıl çalışmışsa, nasıl başarıya ulaşmışsa biz de başarılı olup, cahiliyeyi yenebilirdik.”

Sancak olarak isimlendirilen şubelerin Anadolu’da yayılması ile hareket ulusal bir nitelik kazanmıştır. Adana, Erzurum, Diyarbakır, Afyon, Çorum, Bursa, Gaziantep, İzmir, Adapazarı, Ankara, Konya, Van gibi illerde sancaklar etkin faaliyet göstermişlerdir. Yeniden Millî Mücadele, dünya tarihi boyunca kainat ve hayatı izaha çalışan çeşitli modeller kurulduğunu ve bu modellerin birbirleriyle doğaları gereği sınırsız ve topyekûn bir çatışma halinde olduğunu ifade etmiştir. Yeniden Millî Mücadele’ye göre İlmî Sağ; milletimizin buhrandan kurtuluş mücadelesinde millî vasıf taşıyan bütün kadrolara ve bu milletin evladı olduğunu hisseden bütün vatanperverlere teorik ve pratik bir rehberlik vazifesi yapmak üzere ortaya koyulmuş bir tezdir.

Ardılı Islahatçı Demokrasi Partisi, Millet Partisi, Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı, Haksöz, Araştırma ve Kültür Vakfı gibi birçok alanda bu kadroların faaliyet gösterdiği ve bir kısmının tamamen Yeniden Milli Mücadele hareketinden koptuğu bilinen bir gerçektir. Ancak ideoloji, geliştirmiş oldukları refleks, milletçilik savunmaları bilinç altından kimi zaman pratiğe de yansımaktan geri durmuyor. İslamcılık, anti-komünizm, Türk milliyetçiliği, anti-emperyalizm ve devletçilik düşüncenin kadim zamanlardan beri süregelen ritüeli olmuştur. Başlangıçtaki slogan(lar): “İman Et, Mücadele Et, Zafer Senindir!” şeklinde özetlenebilir. Mücadele Birliği 1970 sonlarında partileşme aşamasında çeşitli sebeplerle bölünmüştür. Bu bölünmelerin ardından, aralarında hareketin lideri Aykut Edibali’nin de bulunduğu bir grup mücadeleci “Islahatçı Demokrasi Partisi”ni (IDP) kurmuş ve ilerleyen süreçte IDP, üç partinin kendisine dahil olması ile “Millet Partisi” adını almıştır. Necmettin Erbakan’ın ve Alparslan Türkeş’in siyaset sahnesinde olmadığı bir dönemde Yeniden Millî Mücadele Hareketi İslami ve millî duyarlılığın topluma ulaşması noktasında oldukça etkili oldu.

Değişik kitap yayınlarının yanında düşüncelerini topluma anlatabilmek için bir dergi de yayınlıyorlardı. Millî Mücadele Dergisi’ni haftalık siyasi dergi olarak 18 Mart 1980’e kadar 528 sayı yayımlandı. Yeniden Milli Mücadele Mecmuası” 1967’de kurulan “Mücadele Birliği” adlı legal görünümlü bir teşkilatın görevlendirilen mensupları tarafından 3 Şubat 1970 yılında haftalık olarak çıkartılmaya başlandı. Dergi, Milli Mücadele’nin sadece askeri başarı ile sınırlı kaldığı ve milletin fikri, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda yeniden bağımsızlığının ve kurtuluşunun sağlanması vurgusuyla Mücadele Birliği kurucuları tarafından oluşturulan “Yeniden Milli Mücadele Hareketi”nin sözcülüğünü üstlenen bir kadro dergisi olarak bu boşluğu doldurma çabası içerisinde olacağı vurgulanıyordu.

Aykut Edibali tarafından her hafta kaleme alınan başyazılar, güncel ideolojik muhtevası ile gündem oluşturmaya çalışıyordu. Ve bu makaleler kadroların haftalık eğitim programlarında belirleyici bir role sahipti. Ayrıca derginin ilk yılında büyük şehirlerin işlek merkezlerinde de slogan ve vurgulu anlatımlarla adeta gösteriyi andırır bir şekilde dergi tanıtım ekipleri tarafından satışlar yapılıyordu. Sol akımların gündemde olduğu o günlerde yapılan bu tür dergi satışları ilgiyle karşılanıyor, gezici tanıtım ekiplerinin satış yaptığı gezilen il ve ilçelerde yeni ve duyarlı birçok insanla irtibat kuruluyordu. Derginin tirajı, 12 Mart askeri darbesine kadar, caddelerde elden açık tanıtımla satıldığı zamanlarda daha da büyüyordu. Toplam on altı sayfa olan Yeniden Millî Mücadele dergisi, büyük boy olarak hazırlanmış ve ön-arka kapak sayfaları resimli ve renkli olarak basılmıştır. Derginin son dönem tirajı 25.000 civarındaydı.

Bunların yanında hareketin fikri lideri konumundaki Aykut Edibali tarafından kaleme alınan “Buhranlarımız” adıyla bilinen teksir notları Yeniden Millî Mücadele kadrolarına hareketin fikri ve siyasi hedefleri konusunda genel bir çerçeve verirken; yine aynı kişinin daha sonra “Milli Mücadelede Kadroların Vazifeleri” adıyla kitaplaştırdığı bir çalışma ile de kadrolara teşkilatçılığın ilkeleri, düşünce seyri ve toplumla nasıl ilişkiye girileceği öğretiliyordu.

Yeniden Milli Mücadele dergisinin yayımlandığı dönemde, Mehmet Çetin, Cemil Meriç gibi fikir adamlarını ve güçlü kalemleri bünyesinde barındırmayı başarmış ve işlediği ilmî sağ tezi ile Türk siyaset sahnesine katkı sağlayacak yeni politik hat çizmiştir. Yeniden Milli Mücadele dergisinin ilk sayısından 22. sayısına kadar ön arka kapakta tefrika edilen İlmi Sağ adlı incelemeye göre “ideolojilerin özgünlüğü ve inhisarcılığı söz konusudur. Ve tüm sosyal çatışmalar ideolojiler arası çatışmalardan doğduğu, çatışmaların son bulması uzlaşmayı değil, hakim ideolojinin kabul görmesiyle mümkün olacağı. Bir asırdan beri de Avrupa menşeli nizam, aksiyon ve anlayış şekilleriyle İslam birleştirilmeye zorlanmıştır.” deniliyordu… Türkiye’nin 1946’da başlayan demokratikleşme sürecinde Müslüman kesimlere bulaştırılan sağcılık; devletçi, Türkçü, muhafazakar, milliyetçi-mukaddesatçı bir kimliği oluştururken, tüm bu yaklaşımları aşan bir söylemle kavram zorlanıyor ve sağcılık saf, arı, muhkem kullanımıyla İslam olarak topluma sunuluyordu. 1960’lı yıllar Türkiye’sinde Müslümanların gündemini belirlemeye başlayan tevhidi uyanış “küfrün tek millet” olduğunu, asıl çatışmanın kafirlerle Müslümanlar veya tevhit ile şirk arasında olduğunu söylerken; Hizbu’t-Tahrir hareketinin “İslam Nizamı”, “Mefhumlar”, “Tefekkür” gibi kitaplarından adeta iktibas edilen tespitlerle çatısı oluşturulan İlmi Sağ’da inanç ve ideolojiler mana itibariyle tevhit ve şirk ekseni etrafında iki temel kutupta ayrıştırılırken; lafız olarak kapitalistlerin, komünistlerin veya faşistlerin sıfatı sol, Müslümanların sıfatı sağcılık olarak belirlenmeye çalışılıyordu. Millet ideolojisi yanında bir de “Milli Devlet” vurgusu tutturulmuştu. Laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahiplenilmesine, İslam olarak takdim edilen sağcılık anlayışının egemen ve yaygın batıcı sağ anlayışın içine monte edilmesine rağmen; inandırılmış kadrolar ve Yeniden Millî Mücadele dergisinin yazı heyetindeki çoğu insan konumlarını sorgulamak yerine, bu yaklaşımlara İslami çerçeve oluşturmak ve fikri lider Aykut Edibali’nin İslami kimliğine duydukları sonsuz güveni tazelemek çabası içinde oyalanıyorlardı. Zira ilk yıllardaki sorgulama ve tahkik zihniyeti, teşkilat bağı ve disiplini adı altında manipüle edilerek taklitçiliğe, bağlılığa ve söyleneni sorgulamadan kabullenmeye dönüştürülmüştü.

Yeniden Millî Mücadele dergisinin dergisinde yayınlanan “İlmi Sağ”, “İnkılap İlmi” gibi temel metinlerin çatısı Hizbu’t-Tahrir’in kitaplarındaki tespitlerden yararlanılarak oluşturulduğu halde; daha önce Konya Milliyetçiler Derneği’nce Hizbu’t-Tahrir aleyhinde çıkarttırılan bildiri seneler sonra tekrar dergide neşredilip gündeme getirilerek bu İslami teşkilata “Yalnız ve sadece Amerikan düşmanıdır”, “Rus dostudur”, “Bu alçaklar Türk düşmanıdırlar. Yavuz Sultan Selim ve diğer Müslüman Türk büyüklerine hakaret ederler” şeklinde sert eleştiriler yaparak, karalanmaya çalışılmaktadırlar.

Hizbu’t-Tahrir de en az Yeniden Milli Mücadele hareketi kadar ilginç düşüncelere ve geliştirmiş oldukları retoriklere sahiptir. Hizbu’t-Tahrir geleneğinden gelen Ercümen Özkan’da görüldüğü gibi, entelektüel bir derinliğe sahip olmakla birlikte, “bizim bildiğimiz mutlak doğrudur” anlayışıyla düşünce asabiyetini, agresifliğini her alanda görmek mümkündür. Oluşumunda, gelişmesinde müphem alanları omuzlayan Hizbu’t-Tahrir’in tepkisel bir tavırla ortaya koyduğunu İslam Hilafeti’nin 1923 yılına kadar devam ettiği, Osmanlı sultanlarının İslam halifesi oldukları ve Osmanlı Devleti’nin İslam Devleti olduğu vurgusunu, “Hizb-i Kitleleşme” kitabında açık bir şekilde dilendiriyor ve mücadelelerinin bu eksende sürdüğünü vurguluyorlar.

Yeniden Milli Mücadele dergilerinde ezber bozan düşüncelere yer vermekten de çekinmiyorlar. Çoğu kez bu sadece düşüncede kalmıyor, pratiklerinde de görünür oluyordu. İnkılap İlmi’nde gösterildiği gibi millet ideolojisine düşman ve Türkiye’ye egemen kapitalist ideolojinin iktidar aracı olan devletin istihbarat birimi MİT, “İlmi Sağ” şablonuna ihanet edercesine güncel kullanımıyla sağ ve sol kanat şeklinde ayrıştırılıp, sağ kanadın savunulması yapılmaya başlanıyor. Şöyle deniliyor: “İstihbarat fonksiyonu olmayan bir cemiyet yaşayamaz… Bugün içinde bulunduğumuz vahim durumda bilhassa MİT’in son derece verimli çalışmasına muhtacız. Bu da ancak MİT bünyesine sızabilmiş ‘Milli’lik vasfına uymayan ajanların tasfiyesi ile mümkündür.”

Artık dergiye kapak olan başlıklarla “Devletimiz Yaşayacak, Düşmanları Kahrolacak”sa mevcut düzen açısından tehlikeli kabul edilen herkes MİT’e ve hatta Özel Harp Dairesi’ne ihbar edilebilir. 15 Temmuz olaylarının ardından İslamcıların oluşturduğu gruplarda buna benzer bir ihbarcılık organizesinin kaynağı da bu anlayış olmalıdır. İşin ilginç noktası yıllar sonra yazılan bazı anılarda gerek Ziya Uygur, gerek Mehmet Emin Alpkan gerekse Kemal Cabioğlu’nun İstihbaratçı ve devlete yakın isimler olarak anılmalarıydı. Kısacası Aykut Edibali ve Milli Mücadele kadrosu işte bu derin isimlerin ilgisi devletin bilgisi dahilinde büyütüldü. Milli Mücadele Örgütü, General Kenan Evren’in öncülüğünde gerçekleşen 1980 darbesi sonrasında, özellikle de ilik ilkelerin terk edilip, siyasi alana sıkışmasıyla zayıflayarak büyük oranda gündemden düştü.

Afyon’da kültür faaliyeti yürüten Aykut Edibali ve Yavuz Arslan Argun’un, Konya’da faaliyet gösteren Necmettin Erişen, İrfan Küçükköy, Mevlit Baltacı, Kemal Yaman, Mevlit Faruk İslamoğlu, Ziya Yürekli, Hasan Elmas ve Mehmet Aydın grubu ile temas etmesiyle hareketin temelleri atılmış, daha sonrasında yeni kadrolar da bu harekete katılmıştı. Bu isimler arasında gazeteci yazar Taha Akyol da vardı. Aykut Edibali’nin öncüsü olduğu bu teşkilat Taha Akyol’un yanı sıra geçmişte Melih Gökçek, Ahmet Taşgetiren, Halil Şıvgın, Ali Müfit Gürtuna, Atilla Yayla, Burhan Özfatura gibi pek çok gencin yetişmesini sağlamıştı.

Aykut Edibali’nin 1960’ların sonunda kurduğu Yeniden Millî Mücadele Hareketi, Türk siyasi ve entelektüel hayatı için adeta bir okul vazifesi görmüştür. Bu harekette yetişen, doktriner ve organizasyonel bir eğitimden geçen pek çok isim, sonraki yıllarda Türkiye’nin siyaset, basın, akademi ve düşünce dünyasında çok önemli yerlere gelmiştir, geliyorlar.

Yeniden Millî Mücadele Hareketi’nden yetişerek kamuoyunda tanınan en bilindik bazı isimler şunlardır:

Siyasette Tanınan İsimler

• Abdullah Gül Ak Parti kurucularından, eski cumhurbaşkanı, siyasetçi.

• Recai Kutan MSP, RP kadrolarından. Eski, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, İmar ve İskân Bakanı siyasetçi.

• Cemil Çiçek: Eski TBMM Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı.

• Melih Gökçek: Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı.

• Ali Müfit Gürtuna: Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.

• Halil Şıvgın: Eski Sağlık Bakanı.

• Burhan Özfatura: Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı.

• Gaffar Yakın: Eski Devlet Bakanı.

• Altan Tan: Eski Diyarbakır Milletvekili ve yazar.

• Ahmet Davutoğlu: Eski başbakan, siyasetçi

Basın, Medya ve Düşünce Dünyasında Tanınan İsimler

• Taha Akyol: Gazeteci, yazar ve hukukçu.

• Ahmet Taşgetiren: Gazeteci, yazar ve Star/Karar gazeteleri köşe yazarı.

• Hüseyin Gülerce: Gazeteci, yazar ve eski Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni.

• Necmettin Turinay: Edebiyat tarihçisi, yazar ve akademisyen.

• Mustafa Ruhi Şirin: Çocuk Vakfı Kurucusu, yazar ve şair.

Akademi ve Fikir Dünyasında Tanınan İsimler

• Prof. Dr. Mustafa Erdoğan: Anayasa hukukçusu ve akademisyen.

• Prof. Dr. Atilla Yayla: Liberal düşünür, siyaset bilimci ve akademisyen.

• Hamza Türkmen: Yazar, aktivist ve Haksöz dergisi çevresi isimlerinden.

• Ömer Vehbi Hatipoğlu: Eğitimci, yazar ve siyasetçi.

Bu kadrolar, özellikle 1970’li yılların ideolojik kutuplaşma ortamında Aykut Edibali’nin “İlmi Sağ” ve “Millet İdeolojisi” doktrini etrafında sıkı bir eğitim almış, 1980 darbesi sonrasında ise yolları ayrılmıştır. Ayrılan isimlerin büyük kısmı sonraki dönemlerde Anavatan Partisi (ANAP), Refah Partisi (RP) ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) gibi merkez sağ ve muhafazakâr partilerin kurucu veya yönetici kadrolarında yer almıştır.

Sanırım şimdilik bu kadarı yeterli gibi…

Yeniden Millî Mücadele Hareketi Üzerine Özet Bir Okuma
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!