28 Şubat’ın Bin Yıllık Gölgesinde Milli Görüş: Bir İhanetin Anatomisi mi?
Tarihler zemheriyi, soğuk bir kışı gösteriyordu; bu aziz ülkede “Siyonizm ile hilal” kavgasının en sert rauntlarından biri yaşanıyordu. 28 Şubat, sadece askeri bir müdahale değil; içerdeki masonik yapılanmaların, laiklik maskesi takmış figüranların ve dış destekli odakların birleşerek inançlı kadrolara karşı açtığı topyekûn bir savaştı. Rahmetli Erbakan Hoca, bu süreçte davasının “savunan adamı” olarak dimdik durdu. Ancak o gün söylenen o meşhur söz, “28 Şubat bin yıl sürecek” ifadesi, bugün farklı bir biçimde karşımızda duruyor.
28 Şubatın aktörü cemaaatler, Müslümler, Merve Kavakçılar, Fadimeler, Tarikatalar , Nazlı ılıcaklar, Şevki Yılmazlar, İ. Halil çelikler, H.Huseyin ceylanlar, Lgbt’li sisiler hep serbest maalesef.. Hepside bu iktidardan fazlasıyla iş, ihale aldılar.
Cevik birler, Paşalar yazan çizenler, Hep beraber bir rantın keyfiyetinde hayatlarını yaşadılar. Mesele Erbaksız bir pazarlık ve sonsuz bir iktidardı. O Pazarlıklara kapalı Aldığı yetkiyi Allah için Kullanmıştı. Davası Yanındaki tilkilerle,çakallarla, oyunculara aldırmadan hedefine kilitli füze gibi zamana mührünü vurmuştu.
D8’i Devretmeden evvel bir haftada da ülke ülke gezerek kurmuştu.
D8 ve Kaybolan Kazanımlar
Erbakan Hoca’nın ömrünü adadığı projeler bugün nerede? Siyonizmin en büyük hedefi, onun kazanımlarını yıkmaktı ve maalesef gelinen noktada tablo karanlık:
D8 İslam Birliği: 25 yıldır fiilen ölü bir proje halinde, hiçbir faaliyeti yok.
Ekonomik Sistem: Faizsiz “Havuz Sistemi”nin yerini, IMF patentli Kemal Derviş modelleri ve faiz ekonomisi aldı.
Toplumsal Çürüme: “Önce Ahlak ve Maneviyat” sloganı rafa kalktı. Milli Görüşçü olduğunu iddia eden yöneticilerin iktidarında, TV dizileri aile yapısını ve milli değerleri zehirlemeye devam ediyor.
Bölünen Milli Görüş ve Kudüs Meselesi
Milli Görüş hareketi bugün 3-4 parçaya bölünmüş durumda. En büyük dava olan Kudüs meselesi, maalesef siyasi bir reyting aracı haline getirildi. Bir yandan en yüksek perdeden İsrail eleştirileri yapılırken, diğer yandan ticaretin kesintisiz devam etmesi, davanın samimiyetine gölge düşürmektedir.
28 Şubat Kitabının sahibi Eski Adalet bakanı Şevket kazanın suç duyurusunda bulunduğu daha sonra da vazgeçtiği davaları hatırlıyoruz, Gazetecilere verdiği cevap manidardı. 18.02.2015
Şevket Kazan şikayetçi değil
28 Şubat Davası’nda “mağdur” olarak beyanı alınan eski Adalet Bakanı Şevket Kazan, “Hayatımın en zor kararıdır bu dosya için şikayetçi olmak. Ben şikayetçi değilim” dedi.
BÇG Çevik Bir kendisinden şikayetçi olmadığı için Kazan’a Teşekkür etmişti.
Saadet ve Yeniden Refah: Liyakat mi, Rant mı?
Bugün hem Saadet Partisi hem de Yeniden Refah Partisi teşkilatlarında ciddi bir “sekülerleşme” ve “yozlaşma” gözlemleniyor. Partilerin vitrinlerinde davanın çilesini çekmiş isimler yerine; şovmenler, usulsüzlükle anılan isimler ve “merkezden onaylı” figürler boy gösteriyor.
Fatih Erbakan ve Yeniden Refah süreci, bir davanın dirilişinden ziyade, stratejik bir oyunun parçası gibi duruyor. 30 maddelik şartlar sunarak çıkılan yolda, sonuçta sadece mevcut düzene payanda olundu. Meclis’e giren vekillerin, liderlerinin aksine hemen iktidar lehine açıklamalar yapması, “davanın” yerini “koltuk hesabının” aldığının en açık kanıtıdır.
Samimiyet Testi: Abdulkadir Karaduman Örneği
Eğer mesele gerçekten milli bir duruşsa, neden Abdulkadir Karaduman gibi genç ve samimi bir mücahit yeniden aday gösterilmedi?
Saadet partisi hiçbir zaman yapmadığı misyon chefleriyle bulusmustur. İstanbul il başkanı duba tabiriyle Ö.F. Yazıcı lavrenc’in İngiliz görevlisini Saadet il başkanlığında kabul etmisti. Arıkan da Kayseri’de buluştuğu iddiası halen soru işaretidir. Bugün “birlik” mesajları verenlerin, dün birbirini partiden kovan isimler olması halkın gözünden kaçmıyor. Mart ayındaki kayyum davaları ve belediye seçimlerindeki pazarlıklar, davanın rant ve tezgah aracı haline getirildiğini gösteriyor.
Erbakanca Bakabilmek
Mazlumların öldüğü, çocukların yetim kaldığı ve sömürünün arşa çıktığı bir dünyada, kendisine “Milli Görüşçü” diyen herkes sorumludur. Erbakan hoca sadece mitingler düzenleyip deşarz olan bir davanın lideri değildi. Yaptığı Muhalefet ve projeler Siyonizmin hafızasını karıştırıyordu. Mavi Marmara gemisi gibi bir projenin mimarı olarak bile dünya dengesini yıkmıştı. Türkiye ile israil ilişkilerini bir müddet bozmuştu. Yolsuzluğa, talana ve İsrail ile ticarete sessiz kalarak Milli Görüşçü olunmaz.
Erbakan Hoca bugün yaşasaydı, Kudüs için sadece slogan mı atardı yoksa gerçek bir strateji mi geliştirirdi? Bugünün siyasi aktörleri “partici” ve “maaşçı” profillerden öteye geçememektedir. Gerçek Milli Görüş, poz vermek değil, Erbakanca bir duruş sergilemektir.




