BARIŞIN SIRRI
Faysal Mahmutoğlu
Sırrı Süreyya Önder’le tanışmadığım gibi aynı ortamda da bulunmadım. Ancak tanıştığım çoğu kişiden daha yakın buldum kendime.
1980 askeri cunta döneminde Mamak Askeri Cezaevinde Sırrı Süreyya A bloktayken ben B bloktaydım. Yollarımız kesişmedi.
İlk kez bir TV kanalında program yaparken dikkatimi çekti. TV’lerde görmeye alışık olmadığımız bir figür olarak hafızama yerleşti. Daha sonra siyaset arenasında boy gösterdi.
Gezi Parkı’nda ağaçlar kesilecekken iş makinasının önünde “ben ağaçların da vekiliyim” demesi doğaya ve çevreye karşı hassasiyetini ortaya koyuyordu. Torunlarına yaşanabilir bir Türkiye bırakma uğraşıydı.
Olaylara mizahi yaklaşımıyla, kültürel birikimiyle ve kırıcı olmayan hazır cevap özelliğiyle bir politikacıdan çok fazlasıydı. TBMM grup başkan vekilliğindeki kürsüde yaptığı espriler meclisin gergin atmosferini bir anda yumuşatıyordu.
Sanattan siyasete, edebiyattan felsefeye ve hatta dine kadar her alanda bir ansiklopedi donanımına sahip ve bunu Adıyaman şivesiyle aktaracak kadar bu coğrafyanın insanıydı. Samimi, içten ve doğaldı.
Nevi şahsına münhasır bir insandı. Anadolu ve Mezopotamya kültüründen beslenen ortak iyinin cisimleşmiş haliydi. Anadolu’nun tarihine, coğrafyasına, sosyolojisine ve kültürüne hakim bir hikmet ehliydi.
O, Kürt olarak bilinen Türkmen, Alevi olarak biline Sünni’ydi. Sosyalist ideolojiye sahip bir Müslümandı. Dine vukufiyeti imamlık yapabilecek düzeydeydi. Geçici bir süre imamlık da yapmıştı.
Fakirin, ezilmişin, hastanın, dara düşenin yanında durmak ilkesi onun vazgeçilmeziydi. Mecliste iktidar sıralarına dönerek “siz insanları nan’a muhtaç hale getirdiniz” haykırışında bulunurken bir gerçeği dile getiriyordu.
Yaşam serüveninde uğraştığı meslekler onun kültürel birikimine zenginlik katmıştı, yaşama dair deneyim kazanmasını sağladı.
Onun öyküsü, mazlumların, ezilmişlerin, ötekilerin öyküsüdür. Bu öyküde herkes kendine ait bir kesit bulabilir.
İyi bir kalem erbabı olduğu gibi iyi bir kelam ustasıydı. Yazıları doyumsuzdu. Kahtalı Mıçe’nın vefatı üzerine kaleme aldığı makale duygu yüklüydü. Hapishaneden çıkıp eve geldiğinde kapıyı ilk çalanın Kahtalı Miçe olduğunu o yazıdan öğrendik. Ve çocukluk arkadaşı olduğunu da.
Memleketin tüm renklerini aynı potada eritmeyi başaran ender bir kişilik. Etnik, dinsel ve mezhepsel ayırım gözetmeksizin temas ettiği herkesin yüreğinde iz bırakan bir gönül insanıydı.
Yaşamını barışa adayan bir modern zaman dervişi. Yunus emre, Pir Sultan’ın hamurundandı.
Bir Türkmen olarak “Kürt sorunu çözülene kadar Kürdüm” demesi barışa adanmışlığın nişanesiydi.
Muhtemelen birkaç yıl önce vefat etseydi “terörist” denilecekti. Bugün ise “barış elçisi” deniyor.
Maalesef “terörist” ya da “masum” sayılmak hukukla değil siyasi güç dengeleriyle belirleniyor. Bu da hukuktan, insan haklarından ne kadar uzaklaştığımızı gösteriyor.
Müebbetle yargılandı, hapis yattı fakat kin tutmadı, intikam duygusuna kapılmadı ” hapishaneler de memlekettendir” dedi.
Hapishane kapısında sergilediği veda gülüşü direnişi simgeliyordu.
2013 çözüm sürecinde söylemlerinden dolayı nahak yere hapis yattı. Buna rağmen 2024 barış sürecinde en ön safta gene onu gördük. Taraflarla kurduğu diyalog, iletişim dili onu vazgeçilmez bir müzakere aktörüne dönüştürdü.
Taksimdeki basın toplantısında okunan Öcalan’nın barış çağrısının sonuna ilave olarak söylediği, iktidarın bilinmesini istemediği, demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi için adımlar atılmasını içeren kısa metin çok önemliydi.
Barışın inşası için sağlığını hiçe sayan Sırrı Süreyya Önder, yoğun bakımda ve ölümünde bize barış ikliminin nasıl olduğunu gösterdi. Asla bir araya gelemeyecek farklı kimlikleri yan yana getirmeyi başardı. Adeta barış ikliminde oluşacak yeni Türkiye prototipini bize gösterdi.
Levent Barbaros Hayrettin Paşa Camisinde mahşeri bir kalabalık vardı. Cami çevresindeki parklar, sokaklar tıklım tıklımdı. Türkiye’nin tüm renkleri oradaydı. Ortak payda barışın elçisine son görevi ifa edip vefa borcunu kısmen de olsa yerine getirmek, İyiliğine şahitlik etmekti.
Devlet erkanı, siyaset dünyasından ve sanat camiasından pek çok isim oradaydı. Daha da önemlisi mazlumlar oradaydı, ezilenler, ötekiler oradaydı.
Mazlumların duasıyla uğurlandı. “o dua ile Allah arasında perde yoktur” diyor Hz. Peygamber.
Dikkatimi çeken bir husus da Türk bayrağına sarılan tabutu ” Şehit Namırın” sloganlarıyla uğurlanması oldu. Benim açımdan bir ilkti.
Bu da barışın Sırrı’ydı.
Barışı görmeden veda etmesi Türkiye halklarına büyük bir sorumluluk yüklüyor. Ona sözümüz olsun bu ülkeyi onurlu bir barışla buluşturacağız.
Barış’ın Sırrı




