Faysal Mahmutoğlu
“Beyaz Toros” Kürtlerin hafızasında bir araba markasından çok acıların, faili meçhullerin, yargısız infazların sembolüdür. Simgesel bir tehdit, bir korkutma aracı.
Beyaz Toroslar, Türkiye’nin karanlık 1990’lardaki devlet destekli faili meçhul olayların simgesi olarak hafızalarda yer edinmiştir.
90’lı yıllar Türkiye açısından ağır insan hakları ihlallerinin tepe noktasına ulaştığı, hukuk dışı yöntemlerle kaçırılan, kaybedilen veya yargısız infaz edilen insanların haberlerinin her gün gazetelerde yer aldığı karanlık yıllar.
Ve 90’lı yıllar, faili meçhul cinayetlerin doruğa tırmandığı, Kürt köylerinin yakıldığı, halkın zorla tehdit edilerek göç ettirildiği, olağanüstü halin süreklilik kazandığı karanlık bir dönem.
Ağır bir hukuksuzluk dönemini yaşandığı, Kaçırma ve zorla kaybettirmeyle özdeşleşmiş uygulamaların rutine dönüştüğü bir dönem.
Devletin kurduğu ama varlığını bir türlü kabul etmediği kontrgerilla örgütü JİTEM bölgede adeta terör estiriyor, insanları sorgusuz sualsiz gözaltına alınıp işkence ediyor, kimisini de katlediyordu. Bu güçler söz konusu kirli işlerinde genellikle Beyaz Toros marka otomobilleri kullanıyorlardı.
Hükümetler JİTEM adlı bir oluşumu hep inkar etti. Ancak 2011 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturmada JİTEM içim “İçişleri Bakanlığı’nın onayı olmadan ve Genelkurmay’dan görüş alınmadan Jandarma Genel Komutanlığı’nın kendi inisiyatifiyle kurulmuş olduğu” tespiti yapıldı.
Beyaz Toroslar gittikleri yerlerde gözaltına aldıkları insanların büyük bir bölümü bir daha geri gelmiyordu. Bazılarında cesetleri yol kenarlarında bulunurken, bir kısmının cesedine bile ulaşılamıyordu.
Beyaz Toroslar bölge halkı arasında “ölüm arabası “olarak nam salmıştı.
Devlet bu aleni gerçeği ısrarla reddediyordu ve olayları münferit olarak yorumluyordu.
Beyaz Torosların varlığı hem Türkiye’deki çeşitli dava dosyalarında hem de TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu raporuna girdi.
Kaybedilenler ağırlıklı olarak, insan hakları savunucuları, gazeteciler, OHAL bölgesinde yaşayan sivil halk ile Kürt kamuoyunun ileri gelenleri. Suçlananlar ise güvenlik güçleri, itirafçılar, korucular ve JİTEM mensupları.
Yüzlerce köylü, aydın, siyasetçi ve gazeteci bu yöntemle katledildi. Vedat Aydın, Musa Anter, Behçet Cantürk, Medet Serhat bunlardan bir kaçıydı.
Ancak Ak Parti iktidarında bu gerçeklerin bir bölümü ortaya çıkarılabildi. Yapılan bu katliamlar, kurulan Meclis araştırma komisyonlarınca kayıt altına alınabildi. O dönemde görev yapan kimi görevliler itiraf etmek zorunda kaldılar.
90’lı yıllarda faili meçhul cinayetlere kurban giden insanların sayısı net bilinmemekle birlikte 17 bin olarak veriliyor.
Bu araçlar, zorla kaybetmelerin ve faili meçhul cinayetlerin ötesinde cezasızlık politikasının da sembolüydü.
Devlet ricali olumsuzluğuna atıf yaparak kimi zaman Beyaz Torosları gündeme taşıyor.
2015’te dönemin Başbakanı Davutoğlu’nun, Van mitinginde söylediği “Ak Parti iktidardan indirilirse buralarda Beyaz Toroslar dolaşacak” sözleri Kürt seçmene yönelik bir tehdit olarak algılandı. Davutoğlu’nun açıklamasına dönemin HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş şu sözlerle tepki gösterdi:
“Bizi tehdit ediyorlar. Biz gidersek yeniden JİTEM gelir… İşte bunlar hem itiraf hem de tehdittir” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Temmuz’daki, “Devletin bazı yanlış uygulamalarında payı vardı. Beyaz Toroslar bunlardan biriydi” sözleri karanlık bir dönemin yanlışlarına vurguydu.
Beyaz Toroslar, üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen artık yok oldular derken beklenmedik bir yerde ve zamanda yeniden yaşamımıza giriyor.
2023 yılında Bursaspor – Amedspor maçında tribünlerde “Beyaz Toros” ve “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın pankartları açıldı. Adeta Amedspor taraftarlarına Beyaz Toroslarla alınıp kaybedilen insanların akıbeti hatırlatıldı. 90’ların devlet içindeki karanlık yapılarına ve şiddet politikalarına güçlü bir göndermeydi. Maç sırası ve sonrasında şiddet olayları yaşandı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise Bursaspor taraftarlarına hitaben, “Milli duruşlarından dolayı tebrik ediyorum. Bize göre Amed diye bir yer yoktur, Amedspor’dan bahsedilmeyecektir” dedi.
Yakın bir zamanda Beyaz Torosları yeniden gündeme taşıyan ise bir savcının masasında Beyaz Toros maketini bulundurmasının ifşa edilmesi oldu. Hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beyaz Torosları eleştirdiği gün. Bunun bir tesadüf olmadığı konusunda genel bir kanaat hakim.
Böyle olumsuz bir simgenin tarafsız olması gereken bir yargı mensubu tarafından sahiplenilmesi, yalnızca geçmişle yüzleşemediğimizin değil, aynı zamanda bu zihniyetin yaşamaya devam etiğini ve kurumsallaştığını gösteriyor.
Ve nihayetinde yeni çözüm süreci kapsamında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplanacağı gün meczup oluğu söylenen bir kişi tarafında TBMM önünde Beyaz Toros yakıldı. Bu açıkça çözüm komisyonuna tehdit niteliğinde verilmiş bir mesajdı. Savaştan beslenen çevrelerin bir mesajı da olabilir. Bir meczup Mersin’den Ankara’ya kadar gelip TBMM’nin önünde arabasını yakmaz. Arabasını Mersin’de de yakabilirdi.
Nedense siyaset kurumu bu iki olaya gereği gibi ilgi göstermedi. Adeta Meczup söylemini kabullendi.
Bu gelişmeler, beyaz Torosların salt geçmişin karanlık bir simgesi olmadığını, günümüzde de siyasal ve toplumsal alanlarda etkisini sürdürdüğünü ortaya koydu.
Bu vahim olaylar bize çözüm sürecinin ne denli önemli olduğunu ve çözümün ne kadar aciliyet kesbettiğini gösteriyor. Süreci selamete ulaştırmak için zaman kaybetmemek gerektiği gibi onurlu ve kalıcı bir barışın tesisi için daha çok çaba sarf etmek gerekmektedir.
Süreç doğası gereği Provokasyonlara gebe.
Son günlerde Rojava üzerinden sürecin sıkıştığını görüyoruz. Öcalan’la görüşen devlet pekala SDG yöneticileriyle de görüşebilir. SDG’nin silahlarını Şam yönetimine teslim etmesi sahadaki gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Devlet Suriye Kürtlerinin kazanımlarını tehdit olarak değil fırsat olarak değerlendirmeli. Çözüm yerine çatışmayı çağrıştıran bir dil, Suriye’de savaş ve kaos riskini artırır. Tehdit dili yerine kucaklayıcı, yapıcı bir dil çözümü kolaylaştırıcı rol oynar.
Türkiye, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle olduğu gibi Rojava yönetimiyle de ortak yol alabilir ve bölgede daha etkin bir aktör olur. Hatırlamakta yarar var, geçmişte Irak Kürtlerinin hukuki ve siyasi bir statü kazanımını tehdit olarak algılayan bir devlet politikası vardı.
Irak Kürtleriyle geliştirilen dostane ilişkiler Suriye Kürtleriyle daha fazlası yapılabilir. Zira Suriye Kürtleri ile Türkiye Kürtleri arasında akrabalık ilişkileri daha fazla. Aynı lehçeyi konuşuyorlar.
Kürtlerin kazanımı Türkiye hanesine yazılabilir.
BEYAZ TOROSLAR HALA YOLLARDA




