Bakmak ile görmek birbirinden ayrı özelliklerdir. Bakmak kafa gözüyle, görmek ise kâlbin gözüyle
gerçekleşir. Kirlenmemiş, güzel temiz gözler asla yalan söylemezler, insan göz göze gelmesiyle alfa, beta,
gama radyoaktif ışınlarını iletişim aracı olarak kullanır, beyinden gelen bu ışınların güçlü olması ‘göz
değmesine’ neden olur. “Nazardan Allah’a sığının, çünkü göz değmesi haktır.” (Hadis’i Şerif) Atalarımız da
baktığı halde göremeyen insanlara ‘bakar kör’ yaftasını yapıştırmış ve bu konuya dikkat çekmiştir. Görmek,
daha ilerisini görmek, kazanılmış yetenek ve gönül zenginliğinin birleşimi ile sağlanır. Görebilen bilge insanlar
kemale ermiş ve toplumun vazgeçilmez yapı taşları olmuşlardır.
BASİRET ve FERASET
Medine İslâm Devleti Başkanı Hazreti Ömer (R.A.) savaş alanında bulunan ordu komutanı Sariye’ye
telepati yöntemiyle sesli mesaj göndermiş ve savaş taktiği vermiştir. Doğruyu yanlıştan ayırt edebilme,
gerçeği görme yeteneğine basiret denir. Basireti bağlanan kişilerin düşünce ufku kararmıştır. Kişi ve
olayların iç yüzünü kavramaya ve anlamaya, ileriyi hatta duvarın ötesini görmeye feraset denir. Hadis’i
Şerif’te “Müminin ferasetinden sakınınız, çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.” denilmiştir. İnsanın jest ve
mimikleri, bakışları ve gözleri, söylemi ve davranışları tanımada tüyolar verir.
İLÂHİ MESAJ
Medine’de yoksul muhacirler ve Suffe Sahabeleri için indirilmiş, Kıyamet’e kadar bizleri de ilgilendiren
Bakara Suresi 273.Ayet’i Celile’de Cenab’ı Allah “Yoksulluklarını gizli tuttukları için bilmeyen onları zengin
sanır. Kendilerini simalarından tanırsın. Onlar insanlara asla el açmazlar. Hayr için yaptığınız her
harcamayı Allah hakkıyla bilmektedir.” demektedir. Bu noktada baktığını görebilmek, gördüğünü
hissedebilmek, güzel duygularını eyleme dönüştürmek Cenab’ı Allah’a kul olmanın bir göstergesidir. Hazreti
Muhammed’in (S.A.V.) “Güzel düşünen güzel görür” Hadis’i Şerif’i de düşündürücüdür.
GÖRMEK İSTEYEN
Kişi bir konuya ilgi duyduğunda, kendisi için ihtiyaç hissettiğinde, çıkar sağlamayı düşündüğünde veya
manevi duyguları kabardığında işin gerçek içyüzünü görmek ister. İnsanın bencil, nankör, haset, hırslı, cimri,
bahaneci gibi zayıf noktaları terbiye edildiğinde görmeye, duyarlı olmaya, anlamaya, iyilik yapmaya
yönelir. Görme fonksiyonu güçlü, basiretli kişiler ekonomik geliri yetersiz, yaşama koşulları uygunsuz,
evindeki eşyaları deforme olmuş, aylık geliri açlık sınırının altında bir ailenin konuşmasına dahi fırsat
vermeden hemen harekete geçer ve ailenin zorunlu ihtiyaçlarını bizzat kendisi karşılar.

GÖNÜL İLETİŞİMİ
Evimizde beslediğimiz evcil hayvanlar konuşamazlar ama hislerimize karşılık verirler, iletişim kurarlar
üzüntümüze, sevincimize ortak olurlar, davranışlarıyla ifade ederler, sadakâtlarını seslerine, gözyaşlarına
dökerler. İleri teknolojiyi yaşadığımız günümüzde halâ çözülemeyen “Anne-bebek iletişimi” enteresan
görülmektedir. Konuşmayı öğrenmemiş sıfır yaşındaki bir bebeğin “gönül iletişimi” biz büyükler için de
anlamlı görülmelidir. Gönül eğitimi tefekkür etmekle, ibret almakla, ölümü düşünmekle, ihtiyaç sahiplerine
hizmet etmekle, insani zaafların eğitimi ile ancak gerçekleşir.
İBADET AŞKIYLA
Herhangi bir tanıdığına “Nasılsın?” diye soru sormakla, yardım etme sorumluluğunu peşinen
üstlenmek anlamına gelir. Onurlu, utangaç, aciz, ihtiyaç sahibi, ücretli köleler hakkında genel bilgi edinen
iyilik elçisi, gönül insanı, hizmet ehli güzel insanlar ibadet aşkıyla yaşlı, engelli, hamile, çocuk, ebeveyn,
kimsesiz, yoksul, misafir, öğrenci, yetim, çaresiz garibanları arar bulur ve bunları hayr duası alınacak nimet
olarak algılar. İbadet aşkıyla hayatına yön verenler ihtiyaç sahibinin istemesini beklemeden, üzmeden,
incitmeden, sorularla kişiyi bunaltmadan güzel yaklaşımları elbette Allah’ın hoşuna gidecektir.

SEVGİ TOPLUMU
Kişi başkalarına hizmet etmekle mütavazi ünvanı kazanır ve “sevgi toplumu” oluşumuna katkı sağlar.
Hediyeleşmek, yardımlaşmak, karşılıksız hizmet, kâlbleri yumuşatmak, gerektiğinde bedel ödemek, çile
çekmeye talip olmak “diğergâm ibadetini” yüklenmek toplumda sevgi tohumlarının ekilmesine neden olur.
İnançlı kadroların omuz omuza vermesi birliktelik oluşturması “sevgi toplumu” yeşertecek ve meyveleri
insanlığa güzel medeniyet iklimini sunacaktır. Sevgi toplumu kişinin kendisiyle yüzleşmesi, özüne dönmesi,
davranışlarına çeki-düzen vermesi ve güzel ahlâk kazanmasıyla başlar.





